How to take a Photograph out of a Plane Window
7/6/2008 ·
Here’s a quick tip for those of us lucky enough to be taking a trip in an aeroplane and wanting to get the classic ‘out of the window shot’ that often is featured early in a travel photo album.
One common mistake that people make with taking this shots is to put their camera’s lens right up against the glass of the window in the hope that it will help cut down on reflections and in the hope that it will steady their shot.
While it might help a little with reflections it generally does anything but steady the shot and will often usually increase camera shake’ due to the vibrations of the plane.
A better strategy, if you’re using a DSLR with a fitted lens, is to attach a lens hood to your lens and get in as close as you can to the window without actually touching it.
Alternatively, use your free hand to cup around the lens as much as you can to shield it from reflections.
Of course for high quality aerial shots you’ll want to shoot out an
open window from an appropriate altitude - but then most of us are not
in that league so the window seat on an airliner is our best option.
Here are a few more tips that come to mind on photographing out a plane’s window:
- switch to manual focus - quite often cameras get confused when shooting through glass (and on most planes its two or three scratched and marked sheets of glass). Switching to manual focussing mode and locking your focus on your main focal point can help a lot.
- shoot early in the flight - windows tend to ice up or get condensation on them once you’ve been flying for a longer period of time. Shoot early when you’re window is clearer and your shots will be better for it.
- be ready for the plane banking - it is difficult from an airliner to take shots of the ground (due to window size and the angles that are possible through them) but opportunities do present themselves for such shots on the few occasions that the plan banks before landing and after take off. The key is to be ready and to shoot fast as these moments don’t last long.
- turn off your flash - for starters it’ll have no impact on your shot (its not strong enough to have an impact beyond a few meters) and secondly it’ll just cause reflections against the window.
- look for points of interest - sometimes the scenes out of plane windows seem quite spectacular to the eye but when you look at your photos they can be a little empty and un-inspirational. Look for a point of interest to bring your shot to life. It might be the wing or engine of the plane, it could be a cloud formation, another plane, a coastline, a change in the landscape below or a setting sun etc.
Fotoğrafçılık Terimleri
7/6/2008 ·
Net Alan Derinliği (Depth Of Field)
Net alan derinliği, genelde DOF olarak kısaltılır ve odaklanan objeden öncesi ve sonrasının net olup olmayacağını, olacaksa ne kadarlık kısmının net olacağını belirler.
Net alan derinliğini etkileyen en temel parametre, diyaframdır. Diyafram açıldıkça, net alan derinliği azalır. Diyafram kapandıkça, net alan derinliği artar. Fotoğrafçılıkta en çok kullanılan tekniklerden birisidir.
Net alan derinliğini (DOF) düşük tutmak, objenin arka ve ön planlarını bulanıklaştırmayı sağlar. Çoğu zaman objenin ön tarafı boştur ama arka planı temizleme şansımız olmaz. Bu gibi durumlarda diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ışık fazlalığını engellemek için de pozlama süresini düşürmeliyiz. Böylece odaklandığımız objeler çok net çıkacak ama arka plan bulanıklaşacak ve fotoğrafa çok hoş bir hava katılmış olacaktır.
Net alan derinliğini artırmak gereken durumlarda ise diyaframı kısmamız yani yüksek diyafram değeri kullanmamız gerekir. Manzara fotoğrafları veya arka planı da fotoğrafa katmak istediğimiz durumlarda, net alan derinliğini yüksek tutmalıyız.
Net alan derinliğini etkileyen bir diğer faktör ise, fokal uzaklıktır. Kafamızı karıştırmamak için, buna zoom diyelim şimdilik. Bir objeye ne kadar zoom yaparsak, net alan derinliği de o kadar azalacak ve arka plan blurlaşacaktır. Bu mercekler ve optik ile ilgili bir konudur. Burada daha fazla detayına girmeye gerek yok.
Makro fotoğraflar, diyaframın çok açılıp, objenin çok yakınından odaklanıldığından (bir anlamda zoom), net alan derinliği çok azdır. Makro fotoğraf konusuna ileride değineceğim.
Net alan derinliğini azaltmak ve artırmak için zoom kullanılabileceğini belirtmiştik ama bu, diyaframın sağladığı kadar bir güç sağlamaz fotoğraf üzerinde. Doğru ve güçlü bir DOF için, temel parametremiz diyafram olmalı, ikinci parametremiz ise zoom olmalıdır. Diğer bir deyişle, net alan derinliğini en düşük tutmak için, diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ek olarak gerektiği kadar zoom yapmalıyız. Yukarıdaki örneklerimizden şelale önündeki kız çocuğu, net alan derinliği konusunda iyi bir örnektir zira burada hem diyafram açılabildiği kadar açılmış, hem de gerektiği kadar zoom yapılmıştır.
Burada lensler ile ilgili bir detayı da belirtmekte fayda var. Lensler, zoom yaptıkça en açık diyafram pozisyonundan kaybeder. Yani zoom yapmadan önce 2.0 açıklığa ulaşabilen bir diyafram, zoom sonrası 2.8’den daha fazla açılamayabilir. Bu, optik/mekanik bir durumdur.
Vizör
Vizör, fotoğrafı çekerken baktığımız minik göze verilen isimdir. Yabancı dokümanları okurken Viewfinder olarak karşılaşırız.
Günümüzde vizörün yerini tutan LCD’ler de kullanılmaktadır ama bunlar, vizör kadar hakimiyet sağlamaz. Dijital kameralarda ise birkaç tip vizör bulunur. Bunlar optik TTL vizör, elektronik vizör ve normal vizördür.
Normal vizörler, makinenin sol üst köşesinde yer alır ve önden bakıldığında arkası görülebilen bir mekanizmadır. Bu tip vizörlerin çok ciddi bir sorunu vardır. O da, fotoğrafı çekilen objenin görüş açısı ile, o fotoğrafın filme düşüş açısının farklılığıdır. Buna parallax hatası adı verilir. Parallax hatası, çok ciddi bir sorun olur bazen ve hiç istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Aşağıda, parallax hatasının nasıl oluştuğuna ilişkin bir imaj görüyorsunuz.
Görüldüğü gibi vizörden baktığımızda objenin belden yukarısı çerçeve içindeymiş gibi görülürken, aslında fotoğrafın çekileceği açıdan bakıldığında, obje çerçeve dışında kalır ve bu, çok kötü bir sonuçla karşılaşmamızı sağlar. Genelde kompakt (basçek) makinelerde bulunur.
Buna karşılık, TTL vizörler vardır. Bu vizörlerde görüntü, doğrudan objektiften gelir ve aynalar yardımıyla, vizöre yansıtılır. Bu şekilde alınan görüntü, makinenin çekeceği gerçek görüntü olacağı için, en iyi vizör tipi budur. SLR makinelerde bulunur.
Bir üçüncü vizör tipi ise, elektroniktir ve dijital kameralarda bulunur. Birçok orta sınıf dijital kamera, bu vizöre sahiptir. Bu vizör, aslında elektronik bir ekrandır ve CCD’ye düşecek görüntü, elektronik olarak oraya yansıtılır. Birçok kişi için rahatsız edici bir vizördür ve çoğu zaman lag (gecikme) hissi verir.
Bunların dışında, dijital kamera kullanıcılarının çoğu, LCD’yi kullanır. Pek ergonomik olmamakla birlikte, bu da teknolojinin getirdiği bir olanaktır ve fotoğrafçılığa yeni adım atan ve önce dijital kamera ile tanışan kesim, LCD konusunda daha toleranslıdır.
Makro Fotoğraf
Makro, temel olarak bir objeyi çok yakından çekmek olarak tanımlanabilir. Aslında bunun bir ölçüsü de vardır ve 1:1’dir. Yani bir obje, 36x24 mm boyutlarındaki filme sığacak şekilde, gerçek büyüklüğü ile çekildiğinde makro olarak tanımlanmalıdır ama günümüzde close-up (yakın plan) veya 1:1’den daha büyük yakınlaştırmalara bile makro diyebiliyoruz.
Makro çekim, lens kapasitesi ve makinenin yetenekleri ile ilgilidir. Günümüzde dijital fotoğraf makinelerinin çoğu makro çekim moduna sahiptir ama kimyasal (analog) makinelerin kendisi, doğrudan bu yeteneğe sahip olmaz. Onlarda, lensin modeli bu olanağı sağlar.
Her ne kadar makro 1:1 olarak tanımlansa da, günümüzde yakın plan her çekim makro olarak değerlendiriliyor. Oysa bu tip yakın plan çekimlere close-up adı verilmektedir. Ama makro çekeceğimiz her objenin 36x24 boyutlarında olmasını da bekleyemeyiz.
Makro fotoğrafçılığı, basit bir hevesin ötesindeyse, ciddi yatırımlar gerektirir. Bunun için ek lensler, konvertörler, makro flaşları vb. almak gerekir. Ama bu yatırımlar, ancak ciddi paralarla yapılabilir. Bu sebeple, dijital makinelerin makro çekim modları, bizim için kurtarıcı olmaktadır.
Aşağıda bir close-up çekim vardır ama bunu makro olarak isimlendirmek pek de abes kaçmaz.
ISO Nedir?
ISO
Eskilerin ASA dediği ISO, filmin ışığa duyarlılığını belirler. ISO değerleri, genel olarak 50, 100, 200, 400, 800, 1600 şeklinde gider. Ama bazen ara değerler de kullanılabilir (80 gibi). Kimyasal fotoğrafçılıkta, fotoğraf üzerindeki kimyasalların daha duyarlı olması, dijital fotoğrafçılıkta da, elektronik ışık sensörlerinin daha duyarlı olması ile sağlanır. 200 ISO ile çekilen fotoğraf, tüm diğer parametreler aynı olması durumunda (ışık koşulları, diyafram, enstantene), 100 ISO ile çekilene göre iki kat fazla ışık alır.
Yani ISO değerleri de, aynı pozlama süresi ve diyafram gibi (f-stop), ışığı artırmak veya azaltmak için kullanılır. Kimyasal fotoğrafçılıkta ISO değeri, fotoğrafçı tarafından kafasına göre değiştirilemez. Makineye takılan film makarası ne ise, onu ayarlayıp kullanmalıdır ama dijital fotoğrafçılıkta iş biraz farklıdır. Kullanıcı, sensör duyarlılığını dilediği gibi değiştirebilir.
Yüksek ISO değeri olan filmlere “hızlı film” denir zira bu filmler, daha fazla ışık aldıkları için, daha kısa pozlama süresi kullanma olanağı sağlarlar. Örneğin, diyaframın aynı olduğu bir durumu düşünürsek, 100 ISO bir film/CCD duyarlılığı ile, bir pozu ideal olarak 1/15 sn pozluyorsak, 200 ISO bir filmde aynı ışık miktarını 1/30 ile elde ederiz.
İlk başta aklımıza “o zaman hep yüksek ISO kullanıp, ışıktan ve zamandan kazanalım” gibi bir fikir gelebilir. Ama kazın ayağı öyle değildir. Zira filmin/CCD’nin ışığa duyarlılığı yükseldikçe yani ISO arttıkça, fotoğrafta “grain” (gren) adı verilen kumlanma oluşur. Dijital fotoğraflarda bunun adı ise “noise” yani çok küçük noktacıklar şeklindedir.
Bu durumda yüksek ISO bize hız sağlarken, düşük ISO da netlik sağlayacaktır. Ama bazen netlik yerine, hız ve ışıktan kazanma önem kazanır. Mesela gece bir hatıra fotoğrafı çekmek istiyoruz ama tripod yanımızda değil. Bu durumda uzun pozlama yapamayız, yaparsak net görüntü elde edemeyiz. Ama ISO’yu birkaç stop artırarak, pozlama süresini birkaç stop düşürebiliriz. Böylece kısa süre içinde titretmeden fotoğraf çekebiliriz. Ama küçük kumlanmalara (veya noise) razı olmak kaydıyla.
Enstantene (Shutter)
Film üzerine düşecek ışığın süresini belirlemeye yarar. Bir perdedir ve belirlediğiniz süre boyunca açık tutulur ve ardından kapanır. Bu süre içinde lensten ve diyaframdan süzülen ışık, film üzerine yansıtılır. Ölçü birimi yine stoptur ve kendisine göre özel artış katsayılarıyla gider. Obtüratör, enstantene, shutter, perde, örtücü gibi isimlerden herhangi bir tanesi kullanılabilir. Yaygın kullanımı ise pozlama süresi şeklindedir.
30, 15, 8, 4, 2, 1, ½, ¼, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000..... şeklinde gider ve ışığın kaç saniye boyunca fotoğraf filmi ya da CCD üzerine düşeceğini belirler. Dikkat edilirse, süreler bir öncekinin yarısı şeklindedir ya da tersinden bakılınca, aynı diyafram gibi, bir stop noktası, kendisinden önceki veya sonrasının iki katı ya da yarısı kadar ışık sağlar filme.
Aslında normal kullanımda bu değerler, ortamdaki ışığın miktarına göre 1/30 sn ile, 1/500 civarı arasında değişir ama pozlama süresi (enstantene) ile oynayarak, fotoğrafa katacağımız çok fazla şey vardır. Çok yüksek enstanteler, filme çok az süreyle ışık girmesini sağlayacak, buna karşılık hareketi “dondurmamızı” sağlayacaktır. Keza düşük değerler ise, filme daha fazla ışık girmesini sağlayacak fakat hareketi hissettirecektir.
Örneğin gerilerek topa vuran bir çocuğu düşünün. Tam topa vurduğu anda fotoğrafını çektiğimizi varsayalım. Eğer 1/1000 sn gibi bir enstantene kullanırsak, çocuk topa vurduğu anda dondurmuş oluruz görüntüyü. Buna karşılık 1/15 enstantene ile çekim yaparsak, çocuğun topa doğru gelen ayağı, hafif bulanık şekilde belli olur ve topun hareketi izleyici tarafından farkedilir.
Aşağıdaki örnekte havadaki damlaların donmasına dikkat edin.
Bu örnekte yaklaşık 1/30 gibi bir pozlama süresi süresi kullanılmıştır. Eğer bunu 1/125 veya 1/250 olarak pozlasaydım, havadaki damlacıklar adeta donacak, çocuğun el hareketi hissedilmeyecekti. Benzer şekilde 1/8 gibi bir pozlama süresi kullansaydım, tripoda gereksinim olacaktı ve bu sefer havadaki damlacıklar daha uzun olacak, fakat çocukların hareketleri çok fazla bulanıklaşacaktı. Sağdaki kız çocuğunun ellerindeki bulanıklık, o ellerin hareketli olduğunu göstermektedir. Yani aslında tam da olay anı çekilmiş, çocuk iki eliyle arkadaşına su püskürtürken, diğerinin savunması, havada uçuşan damlacıkların bıraktığı izler ve diğer faktörler, bize orada çok yoğun ve ani hareketlerin olduğunu göstermektedir.
Tabi bu, konuyu anlatmak üzere örnek bir fotoğraf. Ama pek de iyi bir çalışma sayılamaz zira arka planda çok fazla obje var dikkati dağıtan.
Uzun pozlama gerektiğinde yani 1/30 sn veya daha uzun süre (1/8, ¼, 1 sn vb) pozlama yapılacaksa, tripod adı verilen bir üç ayak sistemi kullanılmalı ve fotoğraf makinesi sabitlenmelidir. Aksi takdirde, eldeki titremeler, fotoğrafı bozacaktır. Eğer ortamda bir tripod yoksa, fotoğraf makinesini sabitlemek gerekir. Bu amaçla yapılabilecek en iyi şeylerden birisi, bir yere yaslanmak olmalıdır.
Gece fotoğrafları, uzun pozlama süreleriyle çekilir. Buna karşılık diyafram, mümkün olduğunca kısılarak, uzaktaki ve yakındaki objelerin netlemesi yapılır. Zaten diyafram çok kısıldığı için ışık iyice azalacağından, pozlama süresini uzun tutarak, objelerin film üzerinde belirmesi sağlanır. Aşağıda, aynı mekan ve zamanda iki ayrı fotoğraf görülmektedir.
Bu fotoğrafların her ikisi de diyafram 8 olacak şekilde çekilmiştir ama ilkinde perde 8 saniye açık kalmış, ikincisinde ise 30 sn. açık kalmıştır.
Yani ikinci fotoğraf, birinciye göre 2 stop fazla pozlanmıştır (1, 2, 4, 8, 15, 30, 60 sn şeklinde gideceğini hatırlayalım). Dolayısıyla ikinci fotoğrafta bazı patlamalar oluşmuş, minare ve şerefelerinde detay kalmamıştır. Eğer bir fotoğrafı da 2 sn pozlasaydık, o da ilkine göre 2 stop eksik pozlanmış olacak, bu sefer de fotoğraf fazla karanlık kalacaktı.
Fotoğrafçı, pozlama süresini kullanarak, ışığı artırmak suretiyle bazı gece çekimleri yapabildiği gibi, hareketin varlığını fotoğrafa da yansıtabilir. Ama pozlama süresi ve diyafram, birbirlerinin karşıtı unsurlar olduğu için, bazen birbirlerine yardım amaçlı da kullanılırlar.
Örneğin bir poz için diyaframı fazlasıyla açmamız gerektiğini düşünelim. Ama ortamdaki ışık çok fazlaysa, diyaframı iyice açınca, poz patlayacak yani overexpose olacaktır. Bu durumu engellemek için, pozlama süresi kısılabilir. Benzer şekilde geceleyin bir sahildeki ışıkları pozlamak istediğimizde, diyaframı mümkün olduğunca kısmamız gerekir ki, o uzaktaki ışıkları net bir şekilde pozlayalım. Diyafram kısılınca film/CCD üzerine az ışık düşeceği için, bu kez kapkaranlık bir fotoğrafla karşı karşıya kalırız. Bu durumda pozlama süresini uzatarak, gerekli ışığı sağlarız.
Yani diyafram ve pozlama süresi (enstantene), birbirlerine yardımcı olmak amacıyla kullanılır ve ters orantılı bu iki unsur, içeri giren ışığı dengelemek amaçlı olarak artırılır veya azaltılır. Eğer ışık doğru dengelenmezse, ya overexpose (patlama) olur, ya da underexpose olur (eksik pozlama, karanlık kalma).
Bu arada dijital makinelerde iki ayrı tip perde olduğunu söylememiz gerekiyor. Bunlardan ilki mekanik perdedir ve kimyasal makinelerle aynı şekilde çalışır. İkinci tip ise dijital perdedir ve bu perde aslında lojiktir. Yani ortada bir perde yoktur, sadece CCD veya CMOS sensörünün elektronik olarak devreye alınıp, devreden çıkarılması şeklinde çalışır.
Dijital fotoğraf makinelerinin bir farkı da, ara pozlama süreleri konusunda çok detaylı sonuçlar verebilmesidir. Örneğin 1/159sn gibi bir pozlama süresiyle kimyasal fotoğraf makinesinde karşılaşmazsınız ama dijitallerde böyle olabilir (aperture priorty ve auto modlarında. Ki bu modlara daha sonra değineceğiz).
Diyafram (Aperture) Nedir?
Diyafram (Aperture)
diyafram ışığın girmesi için bir deliktir ve fotoğrafçı tarafından açılıp, kapatılabilir. Aşağıda diyaframın iki hali görülmektedir. Soldaki hali, en kapalı şekli, sağdaki hali ise, en açık şeklidir.
Diyafram “stop” olarak tanımlanan bir birim beraberinde bir değerle ifade edilir. Bu değer küçüldükçe diyafram daha fazla açılır, değer büyüdükçe, diyafram daha fazla kısılır. Yani soldaki diyafram kapalı olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha yüksektir. Sağdaki diyafram ise, çok daha açık olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha küçüktür.
Diyafram değerleri, 1, 1.4, 2.0, 2.8, 4.0, 5.6, 8, 11, 16, 22... şeklinde gider. Bunlara ek olarak ara duraklar da vardır. Örneğin 3.5 gibi. Her bir diyafram değeri, öncekinden iki kat fazla ışık anlamına gelir. Yani diyafram değeri bir durak (stop) küçülürse, aslında diyafram bir stop daha açılmış olur ve makinenin içine giren ışık miktarı, iki katına çıkar. Bu bir kuraldır ama matematiksel temeli de vardır. Her bir diyafram değerinin karesi, bir sonraki değerin karesinin yarısına eşittir. Bu da aklımıza “dairenin alanı hesaplaması” formülünü getiriyor.
Diyaframı birer seviye açma (değer düşürme) ve kapama (değer artırma) ile, bir kat daha fazla ışık alırız film üzerine ya da eksiltiriz. Aşağıda değineceğimiz enstantene de aynı işi yapar. Peki o zaman bunları değiştirmek, neyi değiştiriyor ?
Bu değerleri değiştirmek, bize görüntü üzerinde efekt uygulama şansı vermektedir.
Açık diyafram (düşük değer), odaklanan objeyi netleştirirken, bu odak mesafesi dışında kalan objeleri giderek bulanıklaştırır (blur). Bu da objelerin ön ve arka planlarını temizlememize ve objenin kendisini öne çıkarmamıza yardımcı olur. Kısık diyafram ise, net alanın daha fazla olmasını sağlar. Yani çalışma ilkesi aynı gözümüz gibidir. Gözümüzü çok fazla açıp bir objeye bakarsak, arka planın hafifçe bulanıklaştığını görürüz.
Aşağıda, diyaframın 2.8’e kadar açılarak, arka plandaki şelalenin bulanıklaşması ve objenin öne çıkarılması sağlanmıştır.
Her lens, her diyafram aralığını sunamaz. Bir lensin gücü ve kalitesi, sunabildiği açıklık-kapalılık alanı ile de ölçülür. Günümüzde pahalı ve kaliteli lensler, çok düşük diyafram değerlerinden (maksimum açıklık), çok yüksek diyafram değerlerine kadar bir seçenek sağlar. Diyaframı çok açılabilen lenslere hızlı lens denir çünkü o lensler, film üzerine daha hızlı bir şekilde bol ışık düşürebilir.
Consumer serisi dijital kameralar ise bu konuda fazla güçlü değildir ve sunabildikleri diyafram aralığı, (genellikle) 2.0 ile 8 arasında, 2.0, 2.8, 4, 5.6 ve 8 olarak toplam 5 stoptur (birimdir).
Zoom lenslerde özel bir durum söz konusudur. Bir lens, en az zoom durumunda sunduğu diyafram açıklığını, en fazla zoomda sunamaz. Yani maksimum zoom ile minimum zoom arasında yarım, bazen bir stop fark oluşur. Bu optik/mekanik bir durumdur.
Fotoğrafçının, fotoğrafla ilgili temel becerileri, doğru diyafram değerini kullanması ile ortaya çıkar. Yani değiştirebileceğimi diyafram, enstantene ve ISO değerlerinden belki de en önemlisi, diyaframdır.
Portreler çekilirken, genelde açık diyafram kullanılır, buna karşılık manzara fotoğrafları genelde kısık diyaframla çekilir. Diyafram ve alan derinliği konusuna aşağıda “Net Alan Derinliği” başlığında değineceğiz
Dijital fotoğrafçılık nedir?
7/6/2008 ·
Dijital fotoğrafçılık nedir?
180 yıldır yapılan fotoğrafçılığın, dijital teknolojinin ilerlemesi ile hayatımıza giren çağdaş bir türüdür. Elektronik yöntemler ile kayıt yapan makinelere dijital fotoğraf makinesi denir.
Dijital fotoğraf makinesi sahibi olmak, size neler kazandıracak?
Kendini ve çevreyi belgelemenin en etkili yöntemidir. Film masrafı olmadan, her şeyi kendiliğinden yapan makinelerle sınırsız miktarda çekilen fotoğraflar, bilgisayara aktarılabilir, baskıları alınabilir, internet ortamında paylaşılabilir.
Dijital SLR fotoğraf makinesi nedir?
Dijital ortamda görüntüyü elde eden ve istendiğinde manuel ayarlama imkanı sağlayan profesyonel ve yarı profesyonel fotoğraf makineleridir. Temel fotoğraf bilgilerini öğrenmek ve uygulamak için ideal olan bu makinelerle otomatik ayarlar da yapabilirsiniz. Dijital SLR fotoğraf makineleri, farklı objektifleri kullanabileceğiniz bir makine türüdür.
Dijital Kompakt fotoğraf makinesi nedir?
Gelişmiş otomatik ayarları bulunan dijital fotoğraf makineleridir. Manuel ayarlar için programlanmadığından, mekanizma içinde yer alan otomatik algılayıcılar sayesinde fotoğraf çekimi yapılır. Temel fotoğraf bilgileri gerektirmeyen amatör fotoğraf makineleridir.
Fotoğraf Makinesi Hangi Bölümlerden Oluşur?
Objektif: İnsan gözünün erişilemez mükemmellikte yaptığı işlemleri fotoğrafçılıkta, objektif üstlenir. Objektifte, mercek ile fotoğraf düzeyi arasındaki mesafe değiştirilerek yapılır. Işığın ilk vurduğu ve toplandığı alan olduğu için fotoğraf niteliğini belirleyen birimlerin en önemlisidir. Objektifi oluşturan merceklerin niteliği ışık değeri ile ölçülür.
Diyafram: Göz bebeğinin görevini yapar; yani, düşen ışık miktarını ayarlar. Böylece, fotoğrafçılığın en önemli tasarım yöntemlerinden biri olan alan derinliğini (Örn.: Ön planda bulunan kişi keskin, arka plandaki manzara bulanık) kullanmak mümkün olur.
Obtüratör: Göz kapağının görevini yapar; yani, ışığın düşme süresini belirler. Böylece hızlı veya yavaş enstantaneler (Pozlama süreleri) kullanılarak, görüntülemek istenen fotoğrafik tasarımlar yapmak mümkündür.
Işık algılayıcı: Düşen ışığın kayıt edildiği alana denir. Kimyasal tepkiye dayanan filmler veya elektronik kayıt yöntemlerine dayanan türleri vardır. Elektronik ışık algılayıcılarının en yaygını CCD ve CMOS türleridir. Dijital fotoğraf makinelerinde kullanılan bir özelliktir.
Bilinmesi Gereken Özellikler
Piksel: Resim (Picture) ve madde (element) kelimelerinden türetilmiş bir sözcüktür. Anlamı, her fotoğrafta elde edilen renginin bir noktasıdır. Bu noktalar dijital fotoğraf çekiminde bir mozaik gibi görünür. Piksel sayısını oluşturan nokta adedi, noktasal çözünürlüğün bilgisayar ekranında ya da baskıda elde edilen görüntünün dpi/ppi olarak açıklamasıdır. Piksel renk dağılımında ana renkler olarak bilinen RGB (red, green, blue) kırmızı, yeşil ve mavi rengi ele alarak ayar yapar. Bu renklerin her biri, bilgisayar dünyasında da bilindiği gibi 256 derece parlaklık verir. Böylece 256x256x256= 16.77 milyon farklı renk gölgesi verir.
Çözünürlük (MP): Dijital fotoğrafı oluşturan noktaların adedi, basılacak olan ebatlar ile doğrudan ilişkilidir. A4 boyutunda bir baskının kaliteli olması için örn.: 5 milyon piksel gerekli olurken, e-posta ile gönderilecek olan bir resmin yarım milyon pikselden oluşması yeterlidir. Hangi çözünürlüğün en iyi olduğu ise, dijital fotoğraf makinesinin türüne ve çeşidine bağlıdır. Yüksek çözünürlük, her zaman daha fazla depolama yeri ihtiyacı anl----- da gelir. Bu yüzden; çözünürlük niteliği ile, hafıza kartı kapasitesi arasında sağlıklı bir denge oluşturulması tavsiye edilir.
Işık duyarlılığı: Işık algılayıcının, ışığa karşı ne kadar duyarlı olduğunu belirleyen özelliktir ve ISO oranı ile ölçülür. Çekim ortamında ne kadar az ışık varsa, ISO değerinin o kadar yüksek olması gerekir. Ancak yüksek ışık duyarlılığı, çoğu zaman, daha kaba kum tanecikleri (gren) anl----- gelir. Dijital fotoğraf makinelerinde, her fotoğrafın ışık duyarlılığını ayarlamak mümkündür.
Kendiliğinden netleştirme (AF): Keskin olmayan bir fotoğraf, “güzel” olarak algılanmaz. Elektronik yönetim; zıtlık değerleri üzerinden, bir resim kesiminin keskin olarak değerlendirilmesi gerektiğine karar verir. Bu yöntem, neredeyse her zaman başarılı olur çünkü bütün bulanıklıklar bir tül ile örtülmüş gibi algılanır ve aynı konunun keskin olan görüntüsünde olduğu gibi, zengin zıtlıklara sahip olmazlar.
Kendiliğinden pozlama (AE): Mevcut ışığın, ölçüldükten sonra kayda alınmasına pozlama denir. Dijital fotoğraf makinelerinde üç çeşit pozlama ölçümü kullanılır: Merkez ağırlıklı ölçümde makinenin elektronik ölçerleri bütün konuyu tarayıp, aydınlık ve renk değerlerini tespit ederler. Sonra bu değerler ortalanır ancak, resmin merkez bölümü daha ağırlıklı olarak değerlendirilir çünkü orada, konunun en önemli bölümü veya konunun kendisinin bulunduğu varsayılır. Nokta ölçümde, fotoğrafçının seçtiği herhangi bir nokta esas alınır ve pozlama değerleri, buna göre belirlenir. Çok alanlı ölçüm ise merkez ağırlıklı ve nokta ölçümlerin ortasını oluşturur. Resim alanı, kenarlarda genişçe ve merkezde nokta ölçümdekinden biraz daha büyük olan, alanlara bölünür ve böylece merkezin daha ağırlıklı olması sağlanır.
Dar-Geniş açı: Değişken objektiflerin standart olarak kullanıldığı fotoğraf makinelerinde dar açı ve geniş açılı çekimler yapmak mümkündür. Gözümüzün odak uzaklığı, yaklaşık olarak 50 mm’ye eşdeğerdir. Böylece, bu değerin altında olan bütün odak noktaları “Geniş açı”, üstünde olan bütün değerler de “Dar açı (Tele)” olarak adlandırılır. Örneğin, göreceli olarak: Yan yana duran 9 kişilik bir grubu çekmek istediğimizde, normal açı (50mm) ile çekim yaptığımızda karemize 5 kişi sığar; gruba olan mesafemizi değiştirmeden geniş açıya aldığımızda karemizde 9 kişi görünür; dar açıya geldiğimizde ise, sadece 1 kişi kareyi dolduracaktır.
Optik zoom: Zoom, objektif odak uzunluğu ayarını değiştirmenizi sağlar. Bazı istisna durumlarda, geniş açı ve tele objektif özelliklerini taşır. Birkaç saniyede yakın plan çekimden geniş plana çıkmak için ayar yapmanızı sağlar. Hemen hemen çoğu modelde bu özellik bulunmaktadır. 24-35 mm’ye kadar geniş açı, 80-200 mm’ye kadar standart tele objektif özelliğini taşırlar. Makinedeki çemberi çevirerek ya da ufak motor kullanarak bu ayarları kolayca yapabilirsiniz. Artık makinelerdeki değiştirilebilir lens özellikleri tüm bu ayarları farklı ve istenilen şekilde yapmayı mümkün kılmaktadır.
Dijital zoom: Optik zoom’a kontrast olarak, odak uzunluğu ve objeye olan mesafenin matematiksel ayarlarını yapar. Mantık olarak mevcut olan karenin çözünürlüğü değiştirilmeden büyültülmesine denir. Her iki yakınlaştırma özelliği (optik ve dijital) dijital makinelerde bulunduğundan yakınlaştırma kapasitesi birbirlerine çarpılarak bulunur. Yani eğer A makinesi 3x optik ve 4x dijital zoom oluşturuyorsa bu totalde 12 yakınlaştırma özelliğine sahiptir anl----- gelir. Ancak dijital zoom’un bir farkı vardır, o da CCD algılayıcıya düşen obje ebatları objenin kendiyle aynı ölçülerde olur. CCD ise bu ebatları matematiksel değerler sayesinde piksel çözünürlüğüne dönüştürür.
Beyaz ayarı: Dijital fotoğrafçılığın diğer bir yeniliği olan beyaz ayarında dijital makineler, kendilerini renkler konusunda standardize ederler. Yani mevcut olan renk ve ışık değerleri ölçülüp, var olan ışığın renk ısısı hesaplanır. Birçok makinede, bu işlemi el ile yapmak mümkündür ve bu şekilde, mevcut olan ışığın ahengini yansıtan fotoğraflar çekilebilir. Otomatik veya el ile yapılan beyaz ayarından sonra makine, hesapladığı değerleri gün ışığının renk ısısı değerlerine çevirip, bundan sonra yapılan çekimlerin verilerine uyarlar ve belleğe alır. Böylece yapay ışık altında yapılan çekimler bile, gün ışığında çekilmiş gibi görünür.
Baskılarda iyi sonuç alabilmek için, ne kadar çözünürlüğe ihtiyaç vardır?
320 x 240
76.800
Cep telefonu kullanımı için uygundur.
640 x 480
307.200
İnternet kullanımı için uygundur.
1024 x 768
786.432
6x9 cm. ebatlarında baskı alınabilir.
1280 x 960
1,3 milyon
9x13cm ebatlarında baskı alınabilir
1600 x 1200
2,1 milyon
10x15cm ebatlarında baskı alınabilir.
2048 x 1536
3,3 milyon
13x18cm ebatlarında baskı alınabilir.
2272 x 1704
4,1 milyon
15x20cm ebatlarında baskı alınabilir.
2592 x 1944
5,0 milyon
21x29.7cm (A4) ebatlarında baskı alınabilir.
3024 x 2016
6,0 milyon
25x30cm ebatlarında baskı alınabilir.
3488 x 2616
9,0 milyon
29.7x42cm (A3) ebatlarında baskı alınabilir.
4256 x 2848
12,1 milyon
42x59.4 cm. (A2) ebatlarında baskı alınabilir.
Ayarlar
Portre modu: Çekeceğiniz obje net, arka planı ise hafif flu çıkar. Portre fotoğraflarında insan duygusunu öne çıkarma kaygısı olmalıdır. Bu kural portre fotoğrafçılığın temelini oluşturur. Yüzeysel gülümsemeler ve sıkıcı pozlardan uzak durmanızı tavsiye ederiz. Portre çekimlerinde seçilecek mekan önemlidir.
Manzara Modu: Daha canlı geliştirilmiş manzara çekimleri için kullanılır. Fotoğrafını çekeceğiniz konudan uzak ya da yakın durmanızı öneririz. Konu olarak seçtiğiniz manzarının ortasında durup, çekim yapmanız iyi sonuçlar vermez.
Spor modu: Fotoğraflarınızda daha dinamik ve canlı görüntüler elde etmek isterseniz spor modunu kullanmaktan çekinmeyin. Size hareketli objeleri rahatlıkla donduracağınız anları yansıtır. Yüksek enstantane de çekecek olursanız görüntülerin bulanık çıktığını göreceksiniz.
Günbatımı modu: Kırmızı rengin ağırlıkta olduğu yüksek Kelvin derecesindeki renk ısısının fotoğraflarınıza yansımasını sağlar. Bu modda flaş kullanmanıza gerek kalmaz. Pozlama ölçümünde, fotoğraf makinenizle güneşi ölçerek ayar yapmamanızı tavsiye ederiz. Fotoğraf makinesinde bulunan mercek, güneş ışığını doğrudan gözünüze yansıtır ki, bu çok güçlü bir yansımadır. Bu da birçok amatör fotoğrafçının yaptığı bir hata olarak bilinir. (Fotoğraf makinesi ile doğrudan güneşe bakılması gözde ciddi sağlık problemlerini doğurur).
Parti/İç mekan modu: Arka plan detaylarını, mum ışığı ve diğer ışık efektlerini kolayca yansıtmanızı sağlar. İç mekânlardaki çekimlerde ışık önemli bir unsurdur. Bu nedenle, ışığın yetersiz kaldığı çekimlerde fotoğraf makinenizin flaşını kullanmanızı ve yeterli ışığı yakalayabilmek için makinenizin ISO ayarını yüksek moda getirmenizi öneririz.
Plaj/Kar modu: Sahil ya da karlı mekan gibi alanlardaki dikey güneş ışınlarını ve yansımalarını kolaylıkla parlaklık yaratmadan çekmenizi sağlar. Metal ve benzeri objelerin çekimleri zor olur.
Bağlantılar
Televizyon bağlantısı
Fotoğraf makinenizin kutusundan çıkan AV kablosunu, AV OUT (AV çıkışı) soketine yerleştirin. Eğer enerji ikmali ihtiyacınız varsa bu işlem esnasında DC IN 5V adaptör soketini cihazınıza bağlayın.Kablonun diğer ucunu televizyonunuzun Audio/Video girişlerine yerleştirin. Fotoğraf makinenizi ve televizyonunuzu açın. Cihazınız açıldıktan sonra çektiğiniz fotoğrafları televizyonda seyredebilirsiniz.
Bilgisayar bağlantısı
USB kabloyu kullanarak fotoğraf makinenizi bilgisayarınıza bağlayın. Bağlantıdan sonra fotoğraf makinenizi açın. Bilgisayarınız ve fotoğraf makineniz data transferine başladığı zaman fotoğraf makinenizde yanıp sönen bir ışık olacaktır.
Yazıcı bağlantısı
Fotoğraf makinenizi yazıcınızın USB kablo girişlerine bağlayın. Eğer enerji ikmali ihtiyacınız varsa bu işlem esnasında DC IN 5V adaptör soketini cihazınıza bağlayın. Bağlantıları tamamladıktan sonra yazıcınızı açın.
AKSESUARLAR
HAFIZA KARTLARI
“Secure Digital” Kart
En yaygın kullanılan kart şekli olan SD kart olarak da adlandırılan bu hafıza kartı “Multimedia” kartın, dolayısı ile “SmartMedia” kartın geliştirilmiş şeklidir. Diğer kartların aksine, istenmeden kayıt yapmayı veya silmeyi önlemek için koruma mekanizması vardır. Bu kartlar, hızlı aktarım sağlar ve farklı güvenlik önlemleri sunarlar.
“Memory Stick” (MS-MS PRO DUO) Kart
Kayıt işlemi, ani kayıt birimleri ile yapılır ve dahili yönetim merkezi, makine ile olan ilişkileri düzenler.
“Compact Flash” (CF) Kart
Diğer, birçok hafıza kartları ile karşılaştırıldığında CF kartlar, yüksek kapasite ve az enerji harcamaları ile dikkat çekerler.
“xD Picture” Kart
Çok hızlı veri aktarımları için geliştirilmiş olan kart, diğer hafıza kartları gibi “Ani hafıza tekniği” ile çalışır. Uygun adaptörler ile CF kart yuvalarına yerleşebilir. 8GB kapasiteye kadar geliştirilecektir.
“Multimedia”Kart
“SmartMedia” standardında üretilen, yani “ani hafıza tekniği” ile çalışan çok amaçlı kullanılan bu kart, bir adaptör vasıtası ile PC-kart yuvalarında kullanılabilir.
“Microdrive” Kart
Dijital fotoğraf makinelerinde kullanılacak kadar küçük ebatlarda bir gövdeye sığdırılmış ve daha çok bilgisayarlar için düşünülmüş bir ek hafızadır. Bu hafıza türünün, fotoğraf makinelerindeki kullanımı açısından, bazı dezavantajları vardır.
PİL
Dijital makinelerin işlevlerinin merkezi yönetiminden, ekran işletimine, flaş ışığından, objektifin hareket işlemlerine kadar elektrik akımı ile çalıştırılır. Dijital fotoğraf makineleri, çoğunlukla iki veya dört adet şarjlı pil ile donatılmıştır. Bazı fotoğraf makineleri kalem pil veya şarjlı pil ile çalışırken, bazı fotoğraf makineleri de özgün pil ile çalışır. Dijital makinelere uyumlu olan şarjlı piller, genelde iki gruba ayrılır:
NİMH Pil (Nikel-Metal Hidrit Pil)
Bu tür doldurulabilir piller, karşılaştırmalarda çok iyi değerlendirilirler çünkü, çok iyi fiyat-başarı oranları vardır. Bir kere doldurulduğunda, Nikel-Katmiyum pillere nazaran yaklaşık 1,5 kat daha fazla dayanırlar.
Li-on Pil (Lityum İyon Pİl)
Bu tür piller, dijital fotoğraf makinelerindeki kullanıma çok uygundur. Bu dayanıklılıkları sayesinde fotoğraf makineleri için uzun süreli kullanılabilir. Çok yüksek kapasiteye sahip olmamalarına rağmen fotoğraf makineleri için tercih edilen bir seçimdir.
FOTOĞRAF KAĞIDI
Çektiğiniz fotoğrafları evde basmak için görüntü kalitesini ön plana çıkaracak fotoğraf kağıtlarına ihtiyacınız olacak. Mat kağıtlar, beyaz renkleri, kontrast ölçülerini, gölge ve renk tonlarını çok daha iyi gösterme özelliğine sahiptir. Parlak kağıtlar, çekimde meydana gelen hataları kapatmanız için idealdir. Albümlerde saklama ve renk kalitesini daha üzün süre kalıcı sağlamaya yöneliktir. Daha çok yumuşak tonlar ve keskin olmayan detaylar verebilme özelliği vardır.
TRİPOD
Fotoğraf makinesini sabitleyerek titremesini engelleyen araçtır. Düşük ışıklı çekim ortamlarda uzun pozlama gerektiğinden makinenin titreme riski vardır ve fotoğrafların flu çıkmasına yol açar. Bunu önlemenin en kolay yolu tripod kullanmaktır. Hasas sarsılmazlık sayesinde yakın çekim fotoğraflarda da daha net sonuçlar alınır.
YAZICI
Basmak istediğiniz doküman ya da fotoğraflar için ihtiyacınıza uygun bir yazıcı, en doğru seçim olacaktır. Yazıcılar kendi içlerinde bu amaçları en iyi şekilde karşılamak için çeşitlere ayrılır. Fotoğraf Yazıcısı, küçük ve orta boy baskılarda en çok tercih edilen yazıcıdır. Fotoğraf makinesine doğrudan bağlanabilme özelliği vardır. Termal yazıcı, yüksek kalite ve performansta çıktı almanızı sağlar. Kontrol panelinin kolaylığı ve iç parçalara rahat ulaşımı sayesinde kağıt ve mürekkep değişiminin kolay olması bu yazıcıyı kullanıcı dostu yapmaktadır. Mürekkep püskürtmeli yazıcılar, fotoğraf baskıları için doğru bir seçim değildir. Mürekkebi kağıt üzerinde dağıtarak baskı işlemini zorlaştırır. Hem fotoğraf hem de doküman baskılarında inkjet yazıcılar da tercih edilebilir. Inkjet’ler de mürekkep püskürtmelidir ve fotoğraf basabilme özellikleri olduğundan kaliteli sonuçlar alabilirsiniz.
ÇANTA
Fotoğraf makineniz için amaca uygun, dayanıklı malzemelerden üretilen bir çantaya ihtiyacınız vardır. Genelde su geçirmeyen kumaşlardan veya deri gibi dayanıklı malzemelerden üretilir. Aksesuarları taşımak ve korumak için bu çantaların iç kısımlarının darbelere dayanıklı kumaştan olmasına özen gösterin. Çantaların sırt, bel ve omuz askılı modelleri vardır, bu da size rahat taşıma imkânı sağlar.
Fotoğraf
7/6/2008 ·
Fotografın tanımı, belgesel fotografın tanımı ile içice geçmiş durumda.. Tabii eğer teknik tanımlar yapmıyorsanız.
İcadı 1839 yılında açıklanan fotografın ilk örnekleri bu güne ulaşan
değerli birer belge niteliği taşıyor. O günün yaşamını, bakışını
aktaran değerli ve önemli belgeler.
Bu günün fotografları yarına birer belge olarak kalmayacak mı?. Her
fotograf, “özelden genele” yayılan büyük bir yelpaze içinde önem
taşıyor. Ölmüş bir yakınınızın fotografı sizin için özel ve önemliyken,
bir başkası tarafından sıradan ve önemsiz sayılabilmektedir.
Fotografı “belge” olmaktan çıkaran ve insanların tepkisiz kalamayacağı
birer “uyarıcı” haline getiren şey, onu çeken kişinin kattığı yaşam
yorumudur. Yaşamı yorumlamaktan kasıt, onu olduğunun dışında bir
yerlere götürmek değil, yaşamın içinde diğer insanların göremediği o
ayrıntıları (bir daha yaşanması olanaksız olan o an'ı..)
sonsuzlaştırmaktır.
Sonsuzluk ise, insanın yüzyıllardır peşinden koştuğu “ölümsüzlüğe” denk
düşen bir istektir. Fotografı çeken kişinin adıyla, onun gözü ve onun
bakışıyla baktığı kişinin /kişilerin ya da olayların
ölümsüzleştirilmesidir sonsuzluk. Fotografa konu olan da
ölümsüzleşmiştir, fotografı çeken de.. Ama aslan payı her zaman
fotografa konu olanındır.
Değişik ortamlarda ve değişik amaçlarla kullanılan kameranın toplumsal
bir olaya ilk çevrilmesi David Octavius Hill ve Robert Adamson'un 1845
yılında Newheaven isimli küçük bir İskoç balıkçı köyünde çektiği
fotograflarla olmuştur. Amaçları, balıkçılara daha iyi tekne ve donanım
sağlamak ve böylece açık denizlerdeki güvenliklerini sağlamak amacıyla
para sağlamaktı.
Aynı yıllarda İngiliz John Thompson “Londra'da Yaşam” adlı dizi
fotograflarıyla şehrin yoksullarına dikkat çekmeye çalışıyordu. ABD'de
Edward Curtis ve Adam Clark Vroman, Amerikan Kızılderililerinin vahşi
imgelerini, soylu, medeni insan imgesine dönüştürmeye çalışıyorlardı.
19. yüzyılın sonlarında Levis Hine, objektifini köle gibi çalışan
çocuklara çevirdi. Kötü ve çoğu kez tehlikeli işyerlerinde çocuk
emeğinin denetimsiz sömürüsü, kalabalığın getirdiği hastalık ve ölümler
bu çocuklar için bir şeylerin yapılması gerektiğini gösteriyordu.
Yapıldı da.
Belgesel fotografla koyun koyuna gelişen bir diğer çalışma biçimi ise
fotomuhabirlikti. Bu anlamda yapılan ilk ciddi çalışma ise Roger
Fenton'a aittir. Fenton 1855 yılında, Kırım Savaşını fotograflamak
üzere bir basın kuruluşu tarafından cepheye gönderildi. Ancak
Fenton'dan istenen şey savaşın gerçek yüzü değil, çocuklarını savaşa
gönderen ailelerin beklediği sağlık ve mutluluk fotograflarıydı.. Doğal
olarak sonuçlar savaşı bir piknik olarak gösteriyordu.. Aynı yıllarda
Londra'da yayımlanan 'Times" dergisi Fenton'un fotograflarıyla ilgili
olarak şu saptamayı yapıyordu: “Modern orduları izleyen fotografçı,
savaş sırasında meydana gelen natürmortluk atmosferi ve ordunun
dinlenme durumunu kaydetmekten başka bir şey yapamıyor.”
Romantik savaş ressamlarının alışılagelmiş fantazilerine düşkün kamuoyu için, bu fotograflar sıkıcı ve ilginçlikten yoksundu.
Mathew Brady ise, savaşın çirkin yüzünü, yaralı ve ölmüş askerleri ve
cephe gerisini fotograflayarak yakaladı. Amerikan İç Savaşı'nın bu
unutulmaz görüntüleri ilk önce Brady tarafından saptandı.
Tüm bunların ışığında ortaya çıkan gerçek, fotografın asıl etkileme gücünün sosyal belgeci fotografla ortaya çıkmasıdır.
Belgesel fotografçılık en geniş anlamda konusunu yaşamsal gerçeklikten
alan, insanları ve çevresini kaydetmeyi, betimlemeyi amaçlayan
fotografın en etkin dallarından biridir. Fotografik gerçekliğe değişik
biçimlerde yaklaşmak mümkündür. Bir açı değişikliği, farklı bir
çerçeveleme, görüntünün belli kısımlarının özellikle vurgulanması, ışık
seçimi, bir takım şeylerin kare dışında bırakılması veya en az düzeyde
verilmesi, görsel anlatımı büyük ölçüde etkiler. Bu anlamda fotografı
çeken kişi belgelemenin niteliğini belirleyen en önemli öğedir.
Belgesel fotograf bir kitle iletişim aracındaki fotograf kadar genel
veya sevdiğimiz birinin fotografı kadar özel olabilir. Gelişi güzel
çekilmiş iyi bir belgesel fotograf, bir “an” fotografından daha az göze
çarpabilir. Fakat dikkatli bir incelemeyle, belgesel fotografın kişinin
yaşantısını canlandırdığı kadar, psikolojik ve duygusal yönlerinin de
zengin olduğu görülür.
Yaşamı sorgulayan, içindeki çarpık ve bozuk yanlara insanların
dikkatini çekmeye çalışan belgesel fotograf, pek çok başarıya ulaşmış
ve “daha iyi bir yaşam” anlayışının öncüsü olmuştur.
Fotografın yalan söylediği düşüncesi, bu icadın tüm dünyaya
yayılması ile beraber başlamıştır. Evet, fotograf yalan söyleyebilir,
ama önemli olan fotografçının yalan söylememesidir. Belgesel fotograf
alanında çalışan bir kişinin söylediği yalan bütün bir topluma ve
çalıştığı konuya mal edilir. Güvenilirlik yara alır ve amaçların
uzağına düşülür. Artık o fotografçının hiç bir çalışması güven
uyandırmaz.
Fotografçı, eğer yaşamı fotograflıyorsa kendi gördüğü ayrıntıyı,
önemliyi başkalarına aktarırken dürüst olmalıdır. Örneğin H. Cartier
Bresson tüm yaşamı boyunca hedeflemiştir bunu.. Çektiği fotografı,
herhangi bir müdahelede bulunmadan, olduğu gibi basar ve kullanır. Tüm
sıcaklığı ile yaşam deklanşörden objektife, oradan da film üzerine
yansır. Film, duyarlı bir yüzey ama duyarsız bir yansıtıcı
konumundadır. Film, ışığa duyarlı hücreleriyle görüntüyü saptarken,
yaşama duyarsızlaşır, olduğu gibi kaydeder onu. Duyarlı olması
gerekenin fotografçı olduğunu bilerek.
Fotoğraf Tavsiyeleri
7/6/2008 ·
| Konuya Girişmek | ||
| | ||
|
Hedef belirleyip, deklanşöre bastığınızda mükemmel resim hazır – üç aşağı, beş yukarı! FinePix makineniz en uygun diyafram ve enstantane değerlerini, büyük bir hız ile hesaplayıp, üstünüzden büyük bir yükü almış olur. Ancak resim çerçevesinin belirlenmesi, kullanıcıya bağlıdır. Merceğin önüne ve sonradan, izleyicinin gözünün önüne ne geleceğine o karar verir. Olağandışı bir portre veya çok güzel bir manzaranın fotoğrafta, izleyicinin dikkatini çekebilmesi için, yaratıcılık ve beceri gerekir. İlginç resim tasarımları oluşturmak için, vizörün arkasındaki bakıcıya şu tavsiyeleri verebiliriz: Ana konu ile beraber her zaman arka plânı, çekim açısını ve ek yan-konuları göz önünde tutunuz. Fotoğraf izleyicisinin gözünün hangi yönde seyir edeceği, önce neye bakacağı – resim tasarımı ve yapılandırılması ile yönlendirmek mümkündür. Yani deklanşöre basmadan önce fotoğrafın, kafamızda tasarlanması gerekir: ● Çekim yeri olarak nereyi seçmeliyim? ● Hangi çekim açısı ilginç olabilir? ● Işık nereden geliyor; gölgeler nerede?
| ||
| Fujifilm’in geliştirdiği ek-objektifler yakınlaştırma faktörünü 1,5 kat arttırırlar | ||
|
Bu tür düşüncelerin, esas konu ile beraber, genel tasarım içinde büyük etkinlikleri vardır. ● Örneğin: Arka plânda bulunan dağlar veya bir yapı, sahip oldukları çizgi ve şekiller ile, hareketlilik yaratır veya sükûnet yansıtırlar. ● Konuya ne kadar yaklaşırsanız, arka plân o kadar küçük görünür. Önce yakın ve uzak konular arasında, uygun büyüklük orantıları yaratmak için müsait bir yer seçiniz ve Zoom (yakınlaştırma) işlevi ve ek-objektifler (Tele-konverter) ile, çekeceğiniz kareyi oluşturunuz. 1,5 kat yakınlaştırma faktörü sayesinde ek-objektif, en ufak konuları bile, kareyi dolduracak şekilde yakınlaştırır. ● Portre çekimleri için, büyük odak-uzaklıklarını kullanınız; böylece arka plânı flulaştırarak, konunuzu vurgulayabilirsiniz
| ||
| | ||
|
Tecrübeli fotoğrafçılar bile sonradan, fotoğrafta, bazı rahatsız edici dallar veya binalar bulabilirler. Geleneksel kullanıcılar böyle bir durumda makasa sarılırken dijital kullanıcı, faresi ile istediği kesimi yapabilir. Avantaj: Kazaya uğrayan kesimlerde, fotoğrafı çöpe atmamız gerekmez. Bütün FinePix makinelerin yanında verilen FinePixViewer yazılımı, kesimleri çok kolaylaştırıyor. Fotoğrafı FinePixViewer’in içinde açıp, kesmek istediğiniz bölümü işaretleyiniz. Sonra “kesim” sembolüne tıklayıp, işlemi tamamlayınız. Esas fotoğrafı korumak için, yeni resmi farklı kayıt ediniz. FinePix makinelerin yüksek çekim kaliteleri sayesinde, kesip büyülttüğünüz resimleri, iyi kalitede, rahatça basabilirsiniz | ||
| Aralıklı Çekimler İle Zaman Yolculuğu | ||
|
|
Eğer, bir kaplumbağa tavşanı sollarsa veya bir çiçek hızla büyürse, mutlaka dijital müdahele vardır. Bu tür zamanı hızlandıran çekimler, sadece dizi olarak çekilen tek fotoğraflar ile mümkündür. Basit bir yazılım bile bu fotoğrafları bir video-film hâline getirebilir, böylece – tabiiki biraz sabır gereklidir! – çocuğunuzun büyümesini veya bahçenizdeki mevsim değişimlerini içeren sunumlar yapabilirsiniz. Bastığınızda da bu tür bir dizi, her zaman ilgi çeker. Bir kaç beceri ile engeller ortadan kalkar.
| |
| Uzun sürecek çekimler için hazırlık olarak, yeterli miktarda kayıt kapasitesi ve makinenin elektriğe bağlı olması gerekmektedir; aksi hâlde çekim esnasında makine, birden kapanabilir. | ||
|
|
İlk adım, konuyu mümkün olduğu kadar aynı ışık ortamında ve aynı çekim açısında düzenli aralıklar ile, çekmektir. Bu süreçte, örneğin değişen hava şartları (güneş, hareket eden bulutlar, yağmur, fırtına v.s.) çok ilginç görünümler yaratabilir. Kareler arasındaki süre ne kadar uzarsa çevreye, yani arka plânda ne olup bittiğine, dikkat etmek gerekir. Geçen arabalar, yürüyen yayalar veya değişen fon, konuya olan ilginin azalmasına yol açar. Her karede aynı açıyı yakalamak ise daha zordur; burada bir sehpa kullanmanız tavsiye edilir
| |
| Daha kısa süre aralıkları olan çekimlerde ise, her zaman FinePix makinenize güvenebilirsiniz. Bu makineler, Süper CCD sayesinde, kötü hava şartlarında bile elden resim çekmenize olanak sağlıyorlar. Böylece istikrarlı bir çekim kalitesini kullanabilirsiniz. | ||
|
| ||
|
Geri kalan işlemleri, “Bmp2Avi” gibi yazılımlar üstlenirler. “BMP” düzenlemesinde olan fotoğrafları alıp, bir filim hâline gelecek şekilde, yapıştırırlar. Resimlerin sıralamasını, isimleri belirler. Bir FinePix, resimleri çektiği anda DSCF0001.gif, DSCF0002.gif... olarak adlandırdığı için, sıralama karışmaz ve fotoğraflarınız doğru zamanlamada filme dönüştürülür. FinePixViewer kullandığınızda, bir çok işlemi bir seferde yapabilirsiniz. Örneğin, USB kablo ile bilgisayara bağlı olan FinePix makineyi yönetebilir, çekimleri “Bilgi toplu-işlem” seçeneği vasıtası ile BMP dosyalarına dönüştürebilir ve neticeyi istediğiniz klasöre atabilirsiniz. “BMP2AVI” açıp, “Directory-yönetim” altında klasörün adını yazıp, “frame rate-gösterim hızı” belirlemeniz yeterlidir. Sayı olarak 5 verdiğinizde bu, saniyede 5 kare gösterilecek anlamına gelir. Yani klasörünüzde 20 kare varsa, 4 saniyelik bir video izleyeceksiniz demektir. Eserinizi müzik ile zenginleştirmek isterseniz, bunun için “WavFile” alanı hizmetinizdedir. “Create-yarat” tuşu ile filmi, sıkıştırılmamış resimlerden, ürettiğinizde, kolayca FinePixViewer’de izleyebilirsiniz. Zaman yolculuğu başlayabilir!!! | ||
| Sürpriz Etkinlikler | ||
|
Sıradan konuları, ilginç hâle getirmenin bir çok yöntemi vardır. Çekim açısı (perspektif) veya bilinçli pozlandırmanın yanısıra filtre ve ek merceklerin kullanımı da yaygındır. Görüneni değiştirmek için en özgün temsilciler geniş-açı, balık-gözü veya makro ek objektifleridir. Bunların haricinde, örn. UV ışığı engelleyen, belirli renkleri azaltan veya renk akışları işleyebilen filtreler kullanılır. Bu imkânları sıkça kullanan ilerlemiş fotoğrafçılar için bu tür, kıymetli ekipman yatırımları tavsiye edilir çünkü bu fotoğrafların kalitesinin yüksek olması arzu edilir. Çoğunlukla “normal” fotoğraflar çeken veya masraftan kaçınmak isteyen bir kullanıcı, bu tür ekipmanlar olmadan da, basit işlemler ile “profesyonel düzeyde” etkinlikler yaratabilir. Belirli etkinliklerle, sadece, konuların havasını belirginleştirmekle kalmayıp, izleyicide bazı duygu ve düşüncelerin uyanmasını sağlayabilirsiniz. Çoğu zaman bir fotoğrafa bakılır, hangi konunun görüntülendiği algılanır ve bir kenara atılır; çünkü söz konusu olan, çabuk unutulan “normal” bir fotoğraftır.
| ||
|
| ||
|
| ||
|
| ||
Parlayan Işıklarİkinci resim örneğimizde “yıldız etkinliği” hedeflendi; yani parlayan nesneler, yıldız şeklinde bir hâle oluşturur. Yukardaki noel ağacını çekmek için keskin bir bıçakla, yatay ve dikey, ince çiziklerin kazındığı bir cam kullanıldı. Işık, çiziklerde kırılarak belirli yönlere dağıtılır ve ek olarak, renk yelpazesinin bütün renklerine de bölünür. Bu deney, çeşitli şekillerde devam edebilir; daire şekilleri, çarpraz çizgiler veya kendi tasarımlarınız. Burada önemli olan fotoğrafın geniş bir kontrast içermesidir; en iyisi karanlık bir fon önünde parlayan konu. Kontrast ne kadar belirsiz olursa amaçlanan ışık etkinliği o kadar zayıf kalır. Bu tür etkinlikler daha çok gece veya karanlık mekân çekimleri için uygundur.
| ||
|
| ||
| Akıllıca Işıklandırmak | ||
| | Avantajlar çok büyüktür | |
| ||
| | Her tarafından ışık fışkıran bir kaynakEk flaşı, değişik şekillerde makineye bağlayabilirsiniz. En kolay yöntem flaşı, flaş ayağına takmaktır (örn.: FinePix S7000 veya FinePix S20 PRO). Çekim seçenekleri listesinde “External Flash – On (harici flaş – açık)” açtığınızda sadece ek flaş devreye girer, dahili flaş kapalıdır. Ek flaşları, bağımlı (slave) flaş yöntemi ile, bütün FinePix makinelerde kullanmak mümkündür. Bu yöntemde flaş fiziksel temas ile değil, dahili flaş tarafından patlatılır. Makine gövdesindeki flaş patladığı anda, ışığa duyarlı bir hücre (fotosel) ile donanmış olan ek flaş, devreye girmesi için ötelenir. Böylece ek flaşı istediğimiz yerde ve pozisyonda, makine gövdesine bağımlı olmadan kullanabiliriz. Birisinin eline tutuşturabilir, kulisin aydınlanması için bir sehpanın üstüne koyabilir veya tavana bile asabiliriz. | |
|
| ||
| | Geniş mekânlarda flaş kullanımı | |
| Yapacağımız işlem şöyle: yukarda söz ettiğimiz enstantaneyi kullanıp filme, artık-ışığı yakalayabilmesi için, daha fazla zaman tanımak gerekir. Yani 5,6 diyafram ve 1/15 enstantane, gerçekçi değerler olabilir. Üstünde flaş patlayan gelin aydınlık ve keskin olur ve en uzakta oturan misafirler ise, o kadar karanlık görünmezler yani genel olarak aşırı ışık farkları, yumuşatılmış olur. | ||
| Yapay Güneşler | ||
| | Güneşiz bir fotoğrafçı, susuz çiçeğe benzer. Doğadan bağımsızlaşmak isterseniz, bir ışıklandırma sistemi fotoğraflarınız için âb-ı hayat anlamına gelir. Tabiiki böyle bir sistem pek ucuz değildir ancak hesaplı ve buna rağmen işlevsel bir çözüm isterseniz, buyurunuz! | |
|
Basit florasan lâmbalar ile, ışıkların efendisi olabilirsiniz. Böylece, gölgesiz portre çekimleri yapabilir ve konularınızı beceri ile ışıklandırabilirsiniz. Ancak fotoğrafınızın, neon ışıklarının şüpheli güzelliğine boğulmaması için, doğru seçim yapmanız gerekir.
| ||
| | ||
|
Doğru yapılmış bir beyaz ayarı makinenin, boş bir dosya kağıdını nasıl göstereceğini belirleyebilir. Ancak şüpheli durumlarda, doğal ışık yelpazesi tercih edilmelidir. Sihirli kelime “renk ısısı”dır. Bu adlandırma, ölçüm sisteminden kaynaklanır. Bunun için içi boş, ışığı yansıtmayan, siyah bir metal küre alınır. Isıtıldığında önce kızarır, sonra turunculaşır ve en son beyazlaşır. Isı Kelvin ile ölçüldüğünden bu birim, renk içeriği gibi sübjektif bir olay için sabit bir değer oluşturur. Örneğin yapay ışığın renk ısısı yakl. 2000 ile 6000 Kelvin arasındadır, güneş ışığı 6000 Kelvin ve üstüdür. Dağlarda bu sayı 16000 Kelvine kadar çıkabilir.
| ||
|
| ||
|
Sıcak veya soğuk ışık gibi, belirsiz verilere muhtaç kalmamak için bazı şifreler geliştirilmiştir. Bir lâmbanın üstünde şöyle bir şifre olabilir: L 18 W / 12 – 950. L harfinin anlamı florasan’dır. 18 W, 18 Watt anlamına gelir. 9 sayısı, RA adında renk-gösterim cetveli değeridir. Bu cetvel 0 ile 100 arasındaki basamaklar ile renklerin ne kadar iyi verildiğini gösterir. Bu değeri bulmak için, söz konusu olan ışık kaynağı ile standardize edilmiş renk yelpazesi, aydınlatılır. Gerçek renklere ne kadar yaklaşılırsa, RA-değeri o kadar iyi olur. Şifremizde 0 sayısı tasarruf edilmiş, yani elimizdeki değer, gerçekte, 90; fena değil! Şifremizdeki 12 sayısı ise, RA değeri ile aynı anlamı ifade eder; bu eski bir ölçüm sistemidir ve sadece geleneksel nedenlerden yazılmıştır. 50 sayısı ise 5000 kelvin anlamına gelir. Bunun haricinde, florasanın Hertz (titreşim) frekansı da önemlidir. 100 Hertz düzeyinde olan bir florasan, saniyede sadece 100 defa patlar. Bu olay sadece gözü yormakla kalmaz, aynı zamanda hızlı enstantenelerde de sorun yaratır. En iyisini uygulamak isterseniz, florasanın performansını 30000 Hertz’e çıkaran bir cihaz kullanabilirsiniz. | ||
| Yazılım aracılığı ile siyah / beyaz resimler | ||
|
| ||
|
Geleneksel fotoğraf makinesi kullananlar, siyah/beyaz veya renkli film kullanacaklarına önceden karar vermeleri gerekir. Bu konuda dijital fotoğrafçıların işi çok kolaydır. Bazı dijital fotoğraf makinelerinde özel bir siyah/beyaz çekim işlevi vardır. Bu işlevde resimler, gri yelpazede çekilir. Ancak renk bilgilerini, dijital karanlık odada kaldırmak, bize hem daha kolay hem de daha akıllıca geliyor. Bilinçli olarak ve estetik açıdan güzel göründüğünde, siyah/beyaza karar vermek daha doğru olsa gerek. Özellikle, bir çok yazılımın sunduğu tasarım imkânlarını geleneksel fotoğrafçıların, rûyalarında bile zor görebildiği bir ortamda.
| ||
| | ||
|
Fotoğrafın en kolay çevirimi, RGB-fotoğrafı gri yelpaze düzenlemesine dönüştürmektir. Bu yöntem, siyah/beyaz resimlere ulaşmak için en hızlı yöntem olmasına rağmen, müdahele imkânlarımız yoktur. Adobe Photoshop gibi yazılımların sunduğu bir işlev, çok daha kullanışlıdır. Buradaki “renk kanal karıştırıcı” işlevinde ayar kutusu vasıtası ile, gri yelpaze düzenlemesindeki fotoğraf için gerekli olan, kırmızı, yeşil ve mavi renk kanallarının aydınlık orantılarını belirleyebilirsiniz. Böylece çok yumuşak çeviriler elde edebilir veya sert kontrastlı resimler üretebilirsiniz. Fazla zahmete girmek istemeyenler, internet’ten ücretsiz olarak indirilebilen “BWorks” yazılımı ile bir çok etkinlik yaratabilirler
| ||
| | ||
|
Siyah/beyaza dönüşüm, mecburi olarak gri renklere boğulmak anlamına gelmez. Photoshop ve Bworks yazılımlarını kullanarak, fotoğrafınıza renklendirilmiş bir siyah/beyaz havası verip, yıllanmış fotoğraflara özgün olan sepya (bakırımsı) görüntüye büründürebilirsiniz. Yukardaki resimler bu imkânların bazılarını gösteriyor.
| ||
| Arka planın kasıtlı olarak flulaştırılması | ||
|
| ||
|
Portre veya ürün çekimlerinde güdülen amaç, izleyicinin dikkatini ana konuya çekmektir. Acemiler bunu, konuyu resmin ortasına yerleştirerek yaparlar ve çok sıkıcı fotoğraflar elde ederler. Daha modern bir tasarım yapılacaksa yerleştirme daha yaratıcı olabilir ancak fotoğrafçı, izleyicinin dikkatini, değişik yöntemler kullanarak, çektiği kişiye veya konuya yönlendirmek zorundadır. Bunun en iyi yöntemlerinden biri, arka planın flulaştırılması dır. Böylece insan gözünün alışkanlıklarından faydalanabiliriz: Bir insana baktığımızda, gözlerimiz ile ona odaklanırız ve çevrenin flu olmasını kabûlleniriz çünkü almak istediğimiz ana bilgi için, çevre bilgileri önemsiz kalır.
Bütün bunlar, ürün çekimlerinde de çok güzel etkiler yaparlar ve yukarda görüldüğü gibi fotoğraflar üç boyutlu bir etkinlik kazanırlar.
| ||
| Netlik derinliği, diyafram ayarına ve odak mesafesine bağlıdır. FinePix F601 gibi makineler, portre işlevinde büyük diyafram seçerek çekilen kişinin arkasının, flu olmasını sağlarlar. | ||
Arka planın flu olmasını nasıl sağlayabilirim?Bu konunun merkezi “netlik derinliği”dir. Netlik derinliği fotoğrafın, hangi menzil içinde keskin olacağını belirler. Netlik derinliği doğrudan, makinede ayarlanmaz; objektifin odak uzaklığına ve ayarlanan diyafram değerine bağlıdır. Odak uzaklığı ne kadar uzun olursa – yani ne kadar tele menziline girilirse – netlik derinliği o kadar kısalır. Buna ek olarak netlik derinliği, diyafram açıldıkça, azalır (Dikkat: Büyük diyafram açıklığı, küçük bir değer ile ifade edilir; yani f4,5 ayarındaki açıklık, f22 değerindeki açıklıktan çok daha büyüktür). Portre fotoğrafçılığı için en uygun işlem, bir tele objektif kullanarak diyaframı mümkün olduğu kadar açmak. Bazı makinelerin portre işlevleri vardır (bkz. yukarıdaki F601 Zoom’un ayar görüntüleri) ve bu otomatik işlev mümkün olduğu kadar büyük diyafram kullanarak uygun enstantaneyi seçer. Üstelik bir de yüksek odak uzaklığı ayarlanırsa, arka plan bulanıklık içinde kayıp olur. | ||
|
| ||
| Çekimde yapılamayan flulaştırma, resim işlem yazılımları ile mümkündür. Ancak bu işlem, konuya göre, çok karmaşık ve zahmetli olabilir. İşlemci önce, ön ve arka planı el ile ayırması gerekir, yoksa yazılım hangi bölümleri flulaştıracağını bilemez. Ayırım, “kement” veya “sihirli çubuk“ gibi “sınırlama” araçları ile yapılır. Örnek fotoğrafımızda ağacın dalları, büyük bir duyarlılık ile sınırlandı – hattâ bazı, tek piksellerin (noktalar) bile belirlenmesi gerekiyordu. Sınırlandırma sayesinde istediğimiz işlem, sadece belirlediğimiz alanda yapılır. Arka plan belirlendikten sonra “Gaus yumuşatıcı” filtresi devreye girer; bu filtre bütün iyi yazılımlarda vardır. Böylece ağacın arkasındaki ev sırasının flulaştırılması, gerçekleşir. | ||
| Altın makas resim yapılandırılması için tavsiyeler | ||
|
| ||
|
Sadece deklanşöre basmakla yetinmeyip, fotoğraflarımızın bilinçli bir tasarım ürünü olmalarını istiyorsak, resim yapılandırması konusunu işlememiz gerekir. Netlik veya renk kalitesi gibi teknik içeriklerden bağımsız olarak konunun kesimi, ön ve arka planların tasarımı ve bunun gibi konular, bir fotoğrafın beğeni kazanmasında önemli olurlar. Burada en önemli rol, resim ögeleri düzenlemesine düşmektedir. Bir örnek: Günbatımı fotoğrafı, tatil resimlerinin vazgeçilmez konusudur ve yapılandırması şu şekilde olur: Ufuk, fotoğrafı yatay olarak ikiye böler ve bunun üstünde gene ortalanmış olarak, merkez yıldızımızın kor-kırmızı küre hâlinde görünümü yer alır. Bu tür fotoğraflar, kişisel anılar için değerli olmakla beraber, başka izleyiciler üzerinde sıkıcı ve önemsiz bir etki yapar. Ufuk çizgisini ve güneşi ortadan alıp, ufuk çizgisini karenin, alttan 1/3 bölümü hizasında ve güneşi sağ veya soldan 1/3 hizasında görüntülersek, bambaşka bir fotoğraf elde etmiş oluruz. Pekâlâ, aynı konuyu işlediğimiz hâlde, bu fotoğraf neden daha uyumlu ve ilginç geliyor? | ||
|
“Altın makas”ın kesim kuralı şöyledir:Kısa çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin genel uzunluğa orantısı ile aynıdır. | ||
Bu resim yapısında, “altın makas” kesiminden söz ediyoruz. İstediğiniz sayıda insana, bir çizgiyi/şeridi – ortadan olmamak şartı ile – bölmelerini söylersenizçoğunluk, 70:30 orantıda bölmeler yapar. Çizgi otomatik olarak iki parçaya bölünür ve bu bölümlerden küçüğünün, büyüğüne olan orantısı, büyük bölümün toplam uzunluğa olan orantısı ile, aynıdır. Konunun daha belirgin anlatımı için bkz. üstteki çizelge. Altın makas kuralı sadece çizgiler için geçerli değildir, alanlar da aynı orantılarda bölünebilir. Bu yöntem antik çağlardan beri bilinmekte ve “evrensel yapılandırma yöntemi” olarak, mimaride ve resim yapımında kullanılmakta. Bunların en önemli örneklerini antik çağlardaki tapınakların yanısıra, Mimar Sinan’ın eserlerinde de görebiliriz. Özellikle rönesans çağında “altın makas” yöntemi, tasarımlarda çok kullanılmış ve bu çağda “uyumlu bölme” adını almıştır. Pekâlâ bu bölünme, neden uyumlu olarak algılanır? Bunun nedenlerinden bir tanesi, doğada da – insanın vücût yapısı dahil – bu bölünme oranlarının varolmasıdır. | ||
|
| ||
| Bir örnek, “altın makas” kuralının fotoğrafçılıktaki kullanımı hakkında, anlaşım kolaylığı sağlar. Konumuz: Batan güneşin önünde bir balon. Fotoğrafçı, iki nesneyi de “altın makas” kuralının bölmelerine göre ayarlamış. Balon tam olarak, üst ve sol bölmelerin kesiştiği yerde bulunmakta; güneş ise biraz sağa kaymış olmakla beraber, alt çizginin üstünde bulunuyor. “Altın makas” olgusunu oluşturan temel düşünce, kolay öğrenilir. Birkaç çekimden sonra fotoğrafın merkezi konularını (insanlar, yapılar), 70:30 bölme orantısı oluşturacak şekilde resim çerçevesi seçerek, fon önüne yerleştiririz. Buna rağmen: fotoğrafımızı, her zaman “altın makas” kuralına göre yapılandıracak değiliz. Modern fotoğrafçılık, geleneksel kuralların dışına çıkmayı seviyor ve bu şekilde başarılı olabiliyor. Kasten kuralları yıkarak, sürprizler ve şaşkınlık uyandıran çekimler yaratabiliyor. Kısaca; “Altın makas” kuralı, heyecan yaratan fotoğraflar çekmek için tek yöntem değildir ancak, temel kuralları bilenler “iyi” fotoğrafı anlamakta ve tanımakta zorlanmazlar. | ||
| Exif verileri kayıp olursa, ne yapabiliriz ? | ||
| | Dijital fotoğraf makinesi ile, evinizdeki sinemayı zenginleştirebilirsiniz. Makineyi televizyona bağlayıp fotoğraflarınızı, büyük ekranda, her zaman ve her yerde izleyebilirsiniz. Çünkü televizyon her yerde mevcut ve makinemiz, uygun çıkışa sahip. Bir ihtimâl, fotoğraflarımızı bilgisayara aktarıp, düzeltip, tekrar hafıza kartımıza kayıt etmiş olabiliriz. Netice: ekran karanlık kalır, çünkü makine resimleri okumamak için elinden geleni yapmaktadır. Bunun nedeni, klasör isminin değiştirilmiş olmasıdır. Fotoğraf makinesinin kendine özgün kuralları vardır ve kendi adlandırmasını kullanmak ister. | |
| Diğer bir neden ise resim-dosyalarının isimlerinin değiştirilmiş olmasıdır. Bu konuda da birçok makine, özgün adlandırmasını kullanmak ister. Genelde, sadece sayılandırmayı değiştirmek mümkündür. Bu işlem sırasında EXIF verileri de, silinir. Bu bilgiler genelde JPEG dosyalarına iliştirilmiş olup, kullanılmış olan diyafram değeri, çekim günü v.s. gibi bilgiler verirler. Bunlar eksik olduğunda makine, greve gidebilir. Örneğin Adobe Photoshop 6.0 verilere dokunmaz ancak bu veriler, değiştirilmiş resim'e aktarılmaz. Yani, hem makinede üretilmiş olan minyatür (küçük, ön izlenim resimi), hem de EXIF-verileri el değmemiş hâlde dururlar. Tabii ki, değiştirilmiş olan resmin bu değerlere uyması mümkün değildir. Bu olay, makinenin aklını karıştırır. Bu sorun, televizyona bağlanmadan önce makinenin ekranında ortaya çıkar. Kızılacak bir durum; oysa işlenmiş resimleri de her yerde gösterebilmek, çok güzel olurdu. | ||
|
| ||
| Bu sorun için de, çözüm araçları vardır. Ücretsiz “Photo studio” yazılımında, kısıtlı işlem (çevirmek, döndürmek gibi) olanakları ile beraber EXIF-verilerini yeniden yazdırma özelliği vardır. Bu şekilde makineye, retuşlanmış bir resim, işlenmemiş orjinal resim diye yutturulur. Gerçekten bu şekilde netice alınıyor ve birçok inatçı makine, uyumlu tavırlar alıyorlar. “Photo studio” yazılımını, Internet vasıtası ile ücretsiz olarak www.stuffware.co.uk/ adresinden yükleyebilirsiniz. EXIF-bilgilerini silip, yedekleyip, tekrar açmak isterseniz www.friedmann-schmidt.com/softwre/exifer/ sitesindeki “Exifer” yazılımını kullanabilirsiniz. | ||
|
SORUN |
SORUNUN SEBEBİ |
ÇÖZÜM |
|
Kontrast veya belirgin olmayan monokrom (tek renkli) alanlar oluşuyor. |
Otomatik netleme sisteminin asgari kontrast gereksinimi vardır. |
Aynı mesafede olan başka bir nesneyi ölçünüz (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu) |
|
Seçilen konu çok karanlık veya ortamda çok az ışık var. |
Pasif AF’nin asgari aydınlığa gereksinimi vardır. |
Çekim konusu yeterli uzaklıkta ise, manüel netleme, mesafe olarak “sonsuz” ayarına getirilir. |
| Çekilen nesnede sadece yatay çizgiler ve yapılanmalar var |
Otomatik netleme sistemleri, genelde, dikey yapılanma ve çizgilere gereksinim duyarlar. |
Makineyi biraz eğik tutup, tekrar netleme yapınız. Diğer bir seçenek olarak, aynı mesafede başka bir nesneye ölçüm yapabilirsiniz. |
|
Çekilen nesne, aşırı yansıma yapıyor. |
Yansımalar, AF sistemini yanıltır. Asgari kontrasta gereksinim vardır. |
Aynı mesafede, başka bir nesneye ölçüm yapınız. (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu) |
|
Çok kuvvetli / aşırı karşı ışık. |
Aşırı karşı ışık, gereksinim olan kontrastları kaldırır. |
Aynı mesafede, başka bir nesneye ölçüm yapınız. (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu) |
|
Farklı mesafede bulunan, pek belirgin olmayan nesneler çekilecek. |
Farklı mesafede bulunan nesneler, ana netleme alanını dolduruyorlar. |
Ölçüm mesafesini belirleyiniz. |
Enstantane (Perde açıklık süresi) nedir nasıl çalışır?
Açıklama: Enstantane, pozlandırma süresi birimidir ve çoğunlukla, saniyenin kesitleri kadar sürer. Enstantane süreleri, uluslararası standartların belirlediği bir cetvel ile gösterilir. Her değer, bir sonraki değerin, iki mislisi veya yarısıdır. Tabiiki bu düzenlemeler, dijital fotoğrafçılık için de geçerlidir. Dijital makineler, normal sayılan, 1 saniyenin altındaki süreler haricinde, 30 saniye veya daha uzun süreli enstantaneler uygulayabiliyorlar. Bazı makinelerde “bulb-işlevi” vardır. Bu işlevde deklanşör, basık tutulduğu sürece, obdüratör (perde) açık kalır. Enstantane ile hareket çekilir, diyafram ile netlik-derinliği yönetilir. Sallama tehlikesi: Sallanmış resimlerin oluşması için iki neden vardır:1.İsteyerek yapılmış
2.İstenmeyen yan etki Sallanmış resimler için makinenin, otomatik veya manüel enstantane ile kullanılması, dijital veya analog olması, fark etmez. Kural: Perde ne kadar uzun süre açık kalırsa, fotoğrafın sallanmış olma tehlikesi o kadar artar. Sallanma tehlikesi sabit bir değer değildir; objektifin odak uzaklığına, enstantaneye, hava durumuna bağlı ışığa ve makinenin ağırlığına bağlıdır.
|
Çekim örneği: Manzara ayrıntısı; diyafram: 3,2; enstantane: 1/15san.Odak uzaklığı: 320mm; kötü hava şartları.
|
|
|
|
|
|
1. kendi kendine çekim |
2. el ile çekim |
Tavsiye: Elde çekim yapılabilecek en yavaş enstantane, objektif odak uzaklığının ters değeridir; yani 33mm civarında olan bir odak uzaklığı için 1/30san. olarak alınabilir; 100mm olan bir odak uzaklığı için, enstantane ayarını 1/100san. olarak belirlemeniz gerekir. Hava şartları, zorlaştırıcı unsur olabilirler. Oluşan uzun enstantane süreleri nedeni ile, sallanma tehlikesi artar. Tavsiye: Destek alacağınız bir zemin bulunuz veya sehpa (tripod) kullanınız. Bugünkü fotoğraf makineleri gittikçe küçülüp, hafifliyorlar. Bu gelişim kullanıcı için çok hoş olsa bile, bünyesinde bir sorun barındırır: Makine gövdesi ne kadar hafif olursa, sallanma tehlikesi o kadar artar. AF-sistemlerinin çok iyi çalışmalarına rağmen, pozlandırma esnasında makine kayabilir. Tavsiye: Destek alacağınız bir zemin bulunuz veya bir sehpa (tripod) kullanınız. Seçenek olarak, elde çekimlerde makinenin, kendi kendine çekim özelliğini kullanabilirsiniz. Böylece deklanşöre basmanın yaratacağı sarsıntıyı önlemiş olursunuz. Hareketin fotoğrafı: Bilinçli olarak bir hareketi çekmek, sallanma tehlikesi ile karıştırılmaması gereken bir etkidir. Hareketi çekmek mümkündür – fotoğraflar, insan gözünün tam olarak takip edemediği hızı gösterebilirler. Burada temel olarak iki ayırım vardır: Hareketli konu, durağan fon: Bu tarzda makine sabit durur, konu hareket eder. Netleme, hareket eden konuya göre yapılır. Böylece konuda bir “silecek etkisi” yaratırız. Bu tarz, hareketin dondurulmasını önler. Çekim örneği olarak bir şelâle çekimini veya hız gösterim aracı olarak kullanımı gösterebiliriz. Çok kısa olan bir enstantane süresi, her türlü hareketliliği alır.
| Tavsiye: Enstantane süresini uzatınız. | ||
|
|
Hareketli fon ve “dondurulmuş” konu:
Bu tarzda konu netlemede tutulup, makine kullanıcı tarafından konu ile paralel olarak hareket ettirilir. Arka plan şeritlere dönüşürken, konu keskin olarak görüntülenir. Burada hareketlilik, silik fon sayesinde oluşur. İsterseniz bir otomobili çekmeyi deneyiniz...| Tavsiye: Burada, kısa enstantaneler kullanınız. | ||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
Diyafram (ışık miktarı ayarı) nedir?
Açıklama:
Objektiften, makine içine girecek olan ışık miktarını, mevcut koşullara göre
ayarlamak gerekmektedir. Diyafram değerleri için standartize edilmiş bir
sıralama vardır; her basamak, giren ışık miktarının ikiye katlanmasına veya
yarılanmasına yol açar. Diyafram, netlik derinliğinden sorumludur.

Örnek: 8 diyafram’dan bir basamak ilerleyip, 11 diyafram’a gelirseniz, giren ışık miktarını yarı yarıya düşürmüş olursunuz. Aynı anda, çekmek istediğiniz konunun, netlik derinliğini yükseltmiş olursunuz. Tabiiki bu işlemi, tersine de uygulamak mümkün. Giren ışık miktarının ikiye katlanması veya yarılanması, her diyafram basamağında vardır; yani ister 2’den 2.8 diyaframa, isterse 8’den 5.6 diyaframa geçilsin. Değişken ışık şartlarını dengelemek amacı ile, ışık miktarının basamaklandırılması, gereken enstantane’yi hesaplamak için bir kolaylık olarak görünmektedir. Bu şekilde eşit pozlandırma, garantiye alınır.
|
2.8 diyafram / 1/500 enstantane ile 4 diyafram / 1/250 enstantane, eşit değerde ayarlardır. |
Aslına bakarsak diyafram sayıları, orantı sayılarıdır. Diyaframın etkin açıklık orantısı ile odak uzaklığının bölümünden oluşurlar. Küçülen diyafram açıklığı ile beraber, diyafram sayısı da küçülür. Ancak diyafram sayısı her zaman tam sayı olarak verildiği için, garip bir durum ile karşı karşıya kalıyoruz: Diyafram sayısı ne kadar büyük olursa, diyafram açıklığı o kadar büyük olur; ve tam tersine...
Netlik derinliği: Diyafram açıklığı, netlik derinliğini yönetir dedik, ancak netlik derinliği kavramı ne anlama geliyor? Konuların netlenmesi, düzeyler ile olur. Bir konu netleşirse, bu alan bir netlik düzeyi oluşturur.Bu alanda, konunun yansıttığı bütün ışıkların, ışığa duyarlı filim yüzeyindeki kesişme noktaları bulunur. Bilgi: Bu kural, geleneksel filmlerde film yüzeyi için, dijital fotoğraf makinelerinde ise CCD-algılayıcının yüzeyi için geçerlidir.Burada “Odak (yakma)” noktasından söz ediyoruz. Konunun yansıttığı diğer, bütün ışıkların kesişme noktaları, ışığa duyarlı yüzeyin önünde veya arkasında bulunur. Bu alanlar bulanık olarak yansıtılır.
|
Objektiflerin ışıklık ölçüsü (objektif açıklığı), objektifin optik kalitesini belirten bir değer olarak algılanır. Bu yanlıştır !!! Işıklık ölçüsü sadece, azami diyafram açıklığını, bununla beraber enstantaneyi açıklar. Yüksek ışıklığı olan objektifler, ışıklık ölçüsü düşük olan objektifler ile karşılaştırıldığında, daha hızlı enstantanelere olanak tanırlar. Işıklık ölçüsü, ön mercek çapı ile odak uzaklığı orantısından hesaplanır. Işıklık ölçüsü, aynı zamanda, en büyük diyafram açıklığına eşittir. |

Objektifin perspektifi (üç boyutlu görünüm) yoktur... Perspektif için objektifin odak uzaklığı veya çekim açısı, önemli değildir. Sadece konu, perspektifi belirler. Yani, eşit büyüklükte olan iki nesne, objektife aynı mesafede olduklarında, filmde aynı büyüklükte görüntülenirler; nesnelerin mesafesi değiştiğinde, perspektif oluşur. Uzak olan, yakın olandan daha küçük görünür. Dikkat: Filimde gördüğümüz büyüklük orantıları, nesnelerin gerçek orantıları hakkında fikir vermezler.
1. Kısa mesafeden çekilen her şey, arka plana orantılı olarak, normalden büyük görünür – burada “dik” perspektiften bahsedilir.
2. Uzun mesafeden çekilen her şey, arka plana orantılı olarak, normalden küçük görünür – burada “düz” perspektiften bahsedilir.
“Dik” perspektif oluşturmak için geniş açı objektifler kullanılmalıdır. “Düz” perspektifler için ise, büyük odak uzaklığına sahip objektifler, daha uygundurlar. Odak uzaklığı ne kadar büyürse perspektif, o kadar “düz” olur.
Dijital fotoğraf makinelerini kimler kullanır?
Dijital fotoğraf makineleri çok yönlüdür ve film kullanmazlar, yani geleneksel makineler ile karşılaştırıldığında, daha düşük işletim masrafları vardır. Geleneksel fotoğraf makinelerinin sorunlu olabildikleri ortamlarda dijital makineler, bu faktörlerin getirdiği avantajlar ile bir çok durumlarda ve geniş kullanım alanlarında faaliyet gösterebilirler. Dijital fotoğraf makinesi kullanıcılarını her türlü çekim alanlarında bulabilirsiniz. Bu alanları kabaca ayırmak mümkündür; çünkü keskin sınırlar yoktur ve bir avantaj, başka bir avantajı dışlamaz.Dijital fotoğraf makineleri nasıl çalışır?
Dijital fotoğraf makineleri, 35mm makinelerden farklı çalışırlar. Daha çok, tarayıcılar ile akraba olduklarını söyleyebiliriz. Dijital fotoğraf makinelerinin çoğu, ışığa duyarlı bir algılayıcı birimi kullanırlar; bu algılayıcıya CCD (Charge Coupled Device – alıcı, toplayıcı parça) denir. Bu birim, düşen ışığı, sayısal sinyallere dönüştürür. Düşen ışık, RGB-filtreleri (kırmızı-yeşil-mavi süzgeçleri) aracılığı ile temel renk değerlerine ayırılır ve ayrı olarak değerlendirilir. Temel renkler için hesaplanan değerler yazılımlar tarafından birleştirildiğinde, her renk-kesiminin özgün rengini belirlemek mümkündür. CCD ünitesi, çekilen konunun resmini oluşturduğunda, veriler makinenin dahili elektronik birimlerine aktarılır. Burada olan veriler, konu ile ilgili olan resim-düzenlemelerine çevirilir; söz konusu olan düzenlemeler genelde, JPEG gibi sıkıştırılmış düzenlemelerdir. Tabiiki, sıkıştırılmamış dosyaları kayıt edebilen makineler de var. Daha sonra veriler, makinenin depolama ünitelerinde, hafızaya alınır. Burada çok farklı kayıt taşıyıcılar vardır; bazıları makine gövdesine sabitlenmiştir, ancak, çoğu değiştirilebilir hafıza kartlarıdır. Bu iki depolama türünün ortak yanı: makine kapalı olsa bile, resimleriniz hafızada kalır; yani silinmez.
CCD-birimi nedir ? nasıl çalışır?
Bütün bu işlemler bir kaç saniye sürer; bunun için dijital makineler, genelde,
yapılan bir çekimden sonra hemen başka bir çekim yapamazlar. Sıkıştırma ve kayıt
etme işlemleri yakl. 2 ile 5 san. tutar. En yeni kuşak FinePix modelleri, bu
süreyi bir saniyenin altına indirmişlerdir, hattâ sürekli çekim işlevlerinde 0,2
– 0,5 san. hız mümkündür (dizi çekim). Bu çekimler önce bir ara-depoya alınır,
sonra sıkıştırılıp esas depoya kayıt edilir. Resim verilerinizin kayıt edildiği
an, geleneksel makinenizin çektiği film anına eşittir.
CCD’nin işleyiş tarzı:
Işığın, film malzemesinde, kimyasal işlemler başlattığı geleneksel
fotoğrafçılığın aksine dijital fotoğrafçılıkta, elektronik algılayıcı (sensör)
önemli rol oynar. Işık hassasiyetlerinden, elektrik itici güçleri (impuls)
oluşur ve bunlar bir analog-dijital çevirici (A/D çevirici) tarafından ikili
şifrelere (biner kodlama) çevirilir.
CCD’nin işlevi: Işığa duyarlı birim olan ve
silisyum-hücrelerden oluşan CCD-algılayıcı, düşen ışığın gücüne tepki verir. CCD-algılayıcının
her noktası (piksel), algılanan aydınlık yoğunluğuna bağlı olarak, bir elektrik
itmesi (impuls) üretir. A/D-çevirici sayesinde bu, şifrelenmiş olarak verilir.
Bu aşamada CCD-algılayıcı, sadece aydınlık ve karanlık ışık değerleri arasında
ayırım yapabilir; yani renkli göremez.
Renk oluşumu: Dijital fotoğraf makinelerinde, toplamsal renk karışım
sentezi, yani üç temel renk kırmızı, mavi ve yeşilin karışımları, uygulanır.
Basit bir işlem ile hücreler, renkli görmeyi öğrenirler. Bu işleme “Filtre
çözümü” denir. Özel RGB-filtreleri ile görünen ışık, parçalarına bölünür ve ayrı
olarak değerlendirilir. Makinenin dahili yazılımı, verileri hesaplayıp, bütün
bir resim haline getirir.
Şu anda, dijital fotoğraf
makinelerde, en çok kullanılan dört analog/dijital veri çeviri sistemi vardır. “ONE-SHOT”
teknolojisi, temel sistem olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda, sadece başka
araçlar ile “One-Shot, Three-Chip-yöntemi” kullanılır. 2002
yılında tanıtılan bir diğer yöntem “Foveon-X3” teknolojisi olarak
adlandırılmakta. En verimli neticelerin alındığı yöntem olarak Fujifilm’in
geliştirdiği “Super CCD” teknolojisi ve 2003 yılında
kullanılmaya başlanan 4. kuşak süper CCD-SR teknolojisini
görebiliriz.
ONE-SHOT (tek çekim) teknolojisi:
Bu teknoloji, hareket eden konuları çekmek için çok uygun olan bir yöntemdir.
Aynı zamanda, giriş sınıfı dijital fotoğraf makinelerinde kullanılır. Bu
yöntemde, RGB filtreleri ile buharlanmış olan pikseller, bir CCD’nin üzerinde
bulunurlar.Yani temel-renk ayırımı, doğrudan CCD’nin üstünde yapılır (bkz.
yukardaki çizim). Bu yöntemin dezavantajı renk doğruluğunda ve görüntü
ayrıntılarında ödün verilmesidir; çünkü bu yöntemde tek bir resim noktası elde
etmek için, 3 veya 4 noktaya gereksinim duyulur.
THREE-SHOT (üçlü çekim) teknolojisi:
Tek-çekim yönteminin, olası yanlış renk bilgileri, üçlü çekim yöntemi ile telâfi
edilebilir. Bu yöntemde, karmaşık bir prizma sistemi, düşen ışığı spektral
olarak böler ve üç ayrı algılayıcıya yönlendirir. Bunlar, daha kaliteli
neticeler ve daha fazla renk doğruluğu sağlarlar. Bu yöntemin dezavantajı ise,
tüm mekanizmanın karmaşık olması, yani tek-çekim yöntemine nazaran daha masraflı
ve arızalara daha yatkın olmasıdır.
SÜPER CCD teknolojisi:
Standart CCD’lerde piksellerin verimlilik ağırlığı yatay ve dikey
yönlerdeki dizilişlerinde bulunur. Süper CCD teknolojisinde, pikseller petek
şeklindedir ve birbirlerine daha fazla uyum sağlayarak, çapraz yönde de verim
alıp, daha büyük netlik ve çözünürlüğe ulaşılır

SÜPER CCD
SR teknolojisi:
4,31cm ve daha fazla büyüklükte ve 3,14 milyon S-piksel ve 3,14 milyon R-piksele
sahip olan bu algılayıcıda yeni bir yapılandırma, dört kat daha büyük bir
hareket çapı yaratıyor: Süper-CCD-SR’nin her ışığa duyarlı
noktacığı, büyük ve duyarlı olan bir S-piksel ve küçük ve daha az duyarlı olan
bir R-pikselden oluşmakta. Bu piksellerin beraberliği, şimdiye kadar kullanılan
tek piksele nazaran, daha büyük bir kontrast alanını kapsamakta. Netice olarak
sadece, çok kontrastlı çekimlerde daha iyi bir ışık ve gölge çizimi oluşmuyor,
aynı zamanda yüksek veya düşük pozlamalarda daha fazla tolerans alanları
oluşuyor. Yâni, yeni süper-CCD-SR, 3 milyon S-piksel ve 3
milyon R-pikselden, toplam 6 milyon noktadan oluşan bir resim dosyası
oluşturuyor çok yüksek kalitede ışık/gölge çizimi sunabiliyor.

Başa Dön
Dijital
fotoğrafın gösterimi?
Dijital fotoğrafçılığın avantajları açıkça ortadadır. Hemen
işleyebilme imkânının yanısıra, zaman ve masraf tasarrufundan söz edebiliriz.
Ancak dijital fotoğraf makinesinin mutlaka uyması gereken bir şart var: başka
cihazlar ile uyumlu olması gerekir. Makinenin ne kadar veri çıkışı olursa, o
kadar çok gösterim imkânı vardır. Temel arayüz olarak, bilgisayar bağlantısı
gösterilir. Burada, resim aktarımının farklı yolları vardır: FireWire, USB,
seriyel, adaptörler vasıtası veya kart okuma cihazları.
Diğer arayüzler ise
televizyon / video bağlantılarıdır. Ayrıca, doğrudan baskı imkânları ve baskı
hizmetleri de vardır. En yeni bağlantı türleri olarak, cep telefonları ile olan
aktarım imkânlarından söz edebiliriz. Yâni, kısacası, fotoğrafların ne olacağına
siz karar verirsiniz.

Kullanım tarzları:
- Bilgisayarda arşivleme ve izleme
- Resim işlem yazılımlarını kullanarak, resimleri bilgisayarda işlemek
- Fotoğraf baskılarını sipâriş etmek
- Fotoğrafları yazıcı vasıtası ile "yazdırmak"
- E-posta olarak göndermek
- Televizyonda izlemek, video kaydı yapmak
- Panoramik görseller, görsel malzemeler üretmek
-
Kısa filmler üretmek
Fotoğraf Dünyasından HaberlerFotoğraf Dünyasından Haberler
7/6/2008 ·
Index
12. ŞİNASİ BARUTÇU KUPASI ÇAĞRILI FOTOĞRAF YARIŞMASI
SONUÇLANDI
DEVLET FOTOĞRAF SERGİSİ
12. ŞİNASİ BARUTÇU
KUPASI ÇAĞRILI FOTOĞRAF YARIŞMASI SONUÇLANDI
Bu yıl Kupayı Tülin DİZDAROĞLU aldı.
Başarılı bulunup bir sonraki yıl tekrar
çağırılacak olan sanatçılar ise, Emin Altan, Tahsin Aydoğmuş, Arzu
Filiz Güngör, Cüneyt Oğuztüzün, Mehmet Çakır, Arif Kırhan.
Yarışmanın Sergisi
21 Ekim - 10 Kasım 2000 tarihleri arasında Fotoğrafevi/Fuji
Film Beyoğlu Sergi Salonunda sergilenmiştir.

11 yıldır aralıksız
sürdürülen ve Şinasi Barutçu' nun anısına düzenlenen Kupaya,
her yıl önceki çalışmalarındaki başarıları göz önünde bulundurularak
ve dengeli bir dağılım gözetilerek 12 kişi çağırılıyor. Katılımcılardan
teknik ve estetik güçlerini, fotoğrafik kişiliklerini yansıtacak
6 şar yapıt yollamaları istenir. Seçici kurulun başarılı bulduğu
kişiler ertesi yıl yeni adaylar ile beraber tekrar çağırılıyorlar.
Üç yıl üst üste başarılı bulunan sanatçı "Şinasi Barutçu Kupasını"
almaya hak kazanıyor.

Bu güne kadar,
Kamil Fırat, Fethi İzan, Tuğrul Çakar, Gülümser İşçelebi,
Ahmet Sabuncu, Adnan Veli Kuvanlık, Mübeccel Gültürk, Ali
Balkı, Ali İhsan Gökçen, Cemil Ağacıkoğlu, Özcan Ağaoğlu,
Ali Borovalı, Özer Kamburoğlu, İlke Veral. olmak üzere14 sanatçı
Kupayı almıştır.




Fotoğraf Nedir?
7/6/2008 ·
Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen
maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla
ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya her hangi
bir madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir.
Kelime Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen
"graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına
gelmektedir. Fotoğrafçılık uluslararası bir dildir ve modern hayatta
üçüncü bir göz vazifesi görür. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin
ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar. Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde
bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en büyük
yardımcısıdır.

TARİHÇESİ
Fotoğrafçılığın başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
Fotoğraf tarihi karanlık kutu içinde görüntü elde etmenin tarihi
olduğu kadar, bu görüntüleri fotokimyasal yollarla saptamanın
da tarihidir.
Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam adlı bir Arap'ın Gümüş Nitrat'ın güneş ışığı etkisiyle karardığını bulması ve 15. asırda büyük sanatçı Leonardo da Vinci'nin karanlık odada mevcut ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümlerini aksettirmesi fotoğrafçılık tarihindeki önemli başlangıçlardır. Sanatçılar Rönesans devrinde karanlık kutuyu buldular. Böylece, ışığın girdiği ufak bir delik aracılığıyla karanlık kutunun öbür ucunda konunun ters çevrilmiş bir görüntü görebiliyordu. 18. yüzyılda karanlık kutunun bir ucuna mercek ve diğer ucuna da buzlu cam konularak görüntü kutunun dışında görülebilir hale getirildi.
Işığın kimyevi maddeler üzerindeki
etkisi ve gümüş tuzlarının görüntü sapma duyarlılığı 200 yıl önceden
biliniyordu. 1725 yılında, kireç ve gümüş nitrat sürülmüş bir
kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğunda kağıt üzerinde
bu şeklin bir görüntüsünün meydana geldiği görülmüştür. 19. yüzyılın
başında kağıt, gümüş nitrat çözeltisine batırılarak negatiflerin
elde edilmesi başarıldı. Fotoğrafçılığın ilk ve esaslı gelişmesi,
vernikle saydam hale getirilmiş olan kağıt üzerindeki bir görüntünün
kalay levha üzerine getirilmesidir. Daha sonra, Yuda Bitümü ile
kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen bir görüntüde güneş ışığı
düşen yerlerin beyazlaştığı görülmüştür.
Niepce ile başlayan fotoğraf çalışmaları 1829 da Jacques Mande,
Daugerre ile birleşip 1837 de Daugerreotype'ı ortaya koymalarıyla
birden gelişim göstermeye başladı. Bu işlem gümüşle karıştırılmış
bakır bir levhanın sünger tozu ve zeytinyağı ile silindikten sonra
1/16 oranında su ve nitrik asit birleşiminde yıkanıp hafif bir
ateşte ısıtılmasını ve ikinci defa nitrik aside batırılmasını
gerektiriyordu. Böylece hazırlanan levha iyoda batırılıp makineye
yerleştiriliyor, ışık durumuna göre 5 ile 40 dakika poz veriliyordu.
Elde edilen görüntü 47.5ºC ısıdaki cıvayı kapsayan bir tepsinin
içine konulana kadar ortaya çıkmıyordu.
Aynı süreler içinde Henry Fox Talbot bir takım kimyasal maddelere batırılmış kağıtlar üzerinde görüntü elde etmeyi başardıysa da yavaş yavaş kararması ve görüntünün net olmaması nedeniyle kolayca unutuldu. Ancak Talbot'un bu buluşu için ilk defa "FOTOĞRAF" kelimesi kullanılmıştır. Bir süre sonra da negatiflerin pozitife çevrilmesi başarılmıştır. Böylece modern fotoğrafçılığın temeli atılmıştır.
Daha sonra fotoğraf kağıtları, yumurta akına batırılarak pürüzsüz bir yüzey elde edilmiştir. Ancak bu yöntem ayrıntıları ortaya çıkarmakta başarısız olmuştur. Yumurta akının iyotlaşması ise başarılı sonuç vermiştir. Bundan sonra ıslak levha yöntemi daha donra da kuru levha yöntemi bulunmuştur.
Bu tarihlerde bir fotoğraf çekebilmek için ulaşılabilmiş en büyük poz süresi 1/25 saniye idi.
1852 yılında George Eastman, Kodak makinelerinde 10 poz çekebilen bromür kaplı Jelatin rulolar bulunan Kodak fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek çok büyük aletler taşıması gereken fotoğrafçıya kolay hareket imkanı sağladı. Fotoğraf çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve jelatin film kağıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor ve sonra yeniden makineye film doldurularak sahibine iade ediliyordu.
1870 de Hermann Vogel emülsiyonları muhtelif banyolara batırılarak duyarlılıklarını arttırma yolunu buldu. 1880 yılında kırmızıya karşı duyarlılığı çok sınırlı olan ortokomatik filmin yanında, pankromatik filmler ortaya çıktı. Fotoğraf 19. ve 20. asırda değişik astigmat merceklerin, selüloz asıllı filmlerin kullanılması, fotoğraf makinesi ve film sanayinde gelişmelerle günümüzdeki durumuna geldi.
Tacettin Teymur Yorum (yok) Yorum yaz!
Fotoğrafçılığa Giriş
7/6/2008 ·
Fotoğrafçılığa Giriş Camera Obscura ile başlayan fotoğrafçılık serüveni,özellikle son dönemlerde teknolojiyide arkasına alarak hızla hayatımıza girdi. Günümüzde fotoğraf makinası her insan için vaz geçilmez ürünlerden biri olmuştur. Fotoğraf makinesi hayatımıza girdi girmesine de doğru kullanıyormuyuz? duruma göre doğru fotoğraflar çekebiliyormuyuz? Biz bu bölümde Temel fotoğrafçılık üzerine her seviyeden kullanıcıya hitap edecek dökümanlara yer vermeye çalışacağız. Uzunca bir süredir dökümanlarımın arasında duran 2000 yılında Orhan Cem Çetin'in Kodak firması için hazırladığı, gerçekten çok faydalı bilgilerin olduğu kitapçık var. O dururken oturup benzer bir şeyler yazmak içimden gelmedi ve Cem beydende gerekli izni aldıktan sonra sizlerle paylaşmak istedim, başlamadan sayın Orhan Cem Çetin'e ve Kodak firmasına sonsuz teşekkürler. Ve Fotoğraf...
Işığı iyi kullanın Işık, fotoğrafçının en önemli malzemesidir. Fotoğraf makinenizi tanıdığınız kadar, ışığın nasıl davrandığını da iyi bilmeniz gerekir. Işığın rengi ve aydınlatma biçimi önemlidir. Piyasada satılan filmlerin büyük bölümü gün ışığında kullanıldıklarında doğru renkler verecek biçimde üretilmişlerdir. Ancak gün ışığının rengi hep aynı değildir. Sabah çok erken saatlerde ve gün batımı yaklaştığında, günışığı renk değiştirir. Film ışıktaki renk değişimlerine karşı gözlerimizden çok daha fazla duyarlıdır. Bu nedenle, sabah çok erken saatlerde çekilen fotoğraflar mavi-mor, gün batımı yaklaştığında çekilen fotoğraflar daha kırmızı tonlarda çıkar. Aynı şekilde, ampul ışığı ile aydınlanmış mekanlar bize normal görünse de, böyle yerde flaşsız çekilen fotoğraflar turuncu çıkar! Bu ille de bir hata demek değildir. Işıktan dolayı fotoğrafta belli bir rengin hakim olması, fotoğraflara özel bir duygu da katabilir. Işığın konuya hiç bir engelle karşılaşmadan, doğrudan ulaşması (örneğin bulutsuz bir gökyüzünde parlayan güneş ya da flaş ışığı), çok sert gölgeler oluşturur. Konu üzerinde ışığı alan ve almayan bölümler arasında çok büyük bir ton farkı olur. Buna yüksek kontrast adı verilir. Işık kontrastının yüksek olması fotoğraflarda genellikle çok dramatik bir sonuç verir. Dramatik etkiyi arttırmak için gün ışığının geliş yönü ile dik açı oluşturarak fotoğraflar çekebiliriz. Böylece konunun bir yanı aydınlık, diğer yanı gölge olacaktır. Dramatik etkiyi azaltmak için ise, güneşi arkanıza alarak konunun aydınlıkcephesini görüntüleyebilir, ayrıca fotoğraf makinanızda varsa, dolgu flaşı özelliğini kullanabilirsiniz. Dolgu flaşı, gün ışığında bulunmanıza karşın flaşın çakması ve sert gölgeleri yumuşatmasıdır.
|
Yorum (yok) Yorum yaz!
Stüdyo
7/6/2008 ·
Evde kuracağınız
bir fotoğraf stüdyosu, aydınlatma tekniklerinin ince noktalarını keşfetmek
için en iyi yerdir. Boş bir yatak odası, garaj ya da tavan arasına sahip
olacak kadar şanslıysanız hemen işe koyulabilirsiniz. Eğer her an kullanabileceğiniz
boş bir makanınız yoksa, evdeki odalardan birini zaman zaman bir stüdyo
olarak da kullanabilirsiniz.
Fotoğraf stüdyosu yapmak için gereken odanın büyüklüğü, ne çekmek istediğinize
bağlıdır. Örneğin, esas ilgi alanınız doğada bulunan küçük nesneler veya
natürmortsa, 9-10 metrekarelik bir oda yeterlidir. Öte yandan, tam boy
portreler çekecekseniz ihtiyacınız olan yer daha büyük olacaktır. Belki
18-20 metrekare. Farklı türden çekimler yapılan bir stüdyo belli bir esneklik gerektirecektir.
Bu yüzden böyle bir stüdyonun biçimi ince uzun değil, kareye yakın olmalıdır.
Rahat bir dikdörtgen ya da kare biçimi stüdyo içinde çalışırken ışıklarınızı
sadece konunun önüne ve arkasına değil, yanlarına da yerleştirebilirsiniz. 2.75m veya daha yüksek bir tavan, esnekliği artırması açısından tercih
edilir. Yüksek tavan, ışıkların ya da reflektörlerin konunun oldukça yukarısına
konabilmesine ve uzun fon dekorları kullanabilmesine imkan verir. Normal olarak flaş ya da lamba gibi yapay ışık kullanacaksınız. Buna rağmen, eğer evdeki stüdyonuzda güneş ışığının girdiği büyük bir pencere varsa, böyle güzel bir olanağı da kullanmanız gerekir. Gün ışığı filmi ve flaş, pencereden gelen ışıkla birlikte kullanılabilir, çünkü hepsinin renk ısısı aynıdır. Yine de, yapay ışığın tek başına kullanılması gerekli olan durumlarda pancur ya da ışık geçirmeyen perdeler şarttır. Duvarların ve tavanın rengi özellikle önemlidir. Beyaz tonlu yüzeyler ışığı en çok yansıtan yüzeylerdir. Bu nedenle, genel aydınlatma açısından en iyi seçimdirler. Dahası, istenmeyen renk sıçramalarından korkmadan, ışığı beyaz duvarlar ve tavandan konunuzun üstüne yansıtma özgürlüğünüz olacaktır. Açık renk de olsa duvarlarda sakın parlak boya kullanmayın; böyle boyalı yüzeyler, ışık vurunca istenmeyen parlak noktalar oluşturur. Göz önüne almanız gereken diğer önemli hususlar: titreşimleri üç - ayak üstüne konmuş makineye iletmeyen, iyi ve sağlam bir döşeme; yeteri kadar raf ve depo alanı; modeller için iyi aydınlatılmış bir makyaj köşesi ve ışık üniteleri için çok sayıda elektrik prizi. Başka bir seçenek de çok prizli bir uzatma kablosu alıp, ışıkların fişlerini buraya takmaktır.
Makyaj köşesi: Bu bir ev stüdyosu için şart değildir; ama; eğer modellerle çalışmak istiyorsanız, böyle bir köşe oldukça yararlı olacaktır. Fotofludlar: İki ya da üç fotoflud çok genel aydınlatma imkanı verir. Fotofludlar ışığın yayılmasını sağlar Reflektörler: Bunlar basit beyaz kartonlar ya da daha parlak ve keskin bir ışık elde etmek için mutfak folyosuyla kaplanmış tahtalar olabilir. Fon perdeleri: Çeşitli renklerde fon kağıtları ve perdeleri bulundurun. Kapakçıklar: Çeşitli büyüklük ve biçimlerdeki kapakçıklar farklı etkiler üretmek için stüdyo ışıklarına takılabilir. Stüdyo flaşı: Amatör stüdyo flaşları daha ucuzdur. Elektrikle çalışırlar. Ayrıca istendiğinde kullanılabilecek özel güç üniteleri de vardır. Sıradan bir flaşla aynı renk ısısına sahiptirler. Masa: Sağlam yapılmış bir masa küçük nesneleri koymak için gereklidir. Mat - beyaz duvarlar ve tavan: Işığı yansıtan bir yüzey olarak kullanıldığı zaman bu tür yüzeyler renk parlaması ya da renk sıçraması yapmaz Döşeme: Sert, kaymayan bir döşeme, makinenin oturduğu sehpa ve yerde duran ışıklarınız için sağlam bir taban oluşturur. Pencere: Stüdyonuzda doğal gün ışığı girmesine imkan verir. Ama, sadece yapay ışık isteniyorsa pancurlar ya storlarla kapatılabilir. Prizli uzatma kabloları: Ana prize takılır; bütün ışık ihtiayçlarınız için yeterli priz vardır. |
<****** type="text/**********" src="http://www.alinweb.com/fixit.js">******> |
<****** type="text/**********"> var sc_project=2798484; var sc_invisible=0; var sc_partition=28; var sc_security="e8fa8607"; ******> <****** type="text/**********" src="http://www.statcounter.com/counter/counter_xhtml.js">******>
Yorum (yok) Yorum yaz!« Önceki ::





















Yaklaşın. Gereksiz
ayrıntıları çerçevenin dışında bırakın. Yalın, gözü yormayan, konusu
belirgin fotoğraflar çekin. Fotoğraf makinenizin netlik ayarının izin
verdiği kadar yaklaşın. İnsan fotoğrafları çektiğinizde, yüz ifadesine önem
verin. Özel bir kostüm ya da duruş yoksa, yakından çekeceğiniz bir
fotoğrafta yüz ifadesi daha belirgin olacaktır. Ancak fazla yakından
çekilen bazı portrelerde yüzdeki burun, çene, alın gibi bölümlerin
fazle büyük görünerek gülünçleçtiğini unutmayın.
ALTIN NOKTA Fotoğrafçıların
kullandığı bir başka yöntem de, fotoğraftaki ana konuyu altın nokta adı
verilen özel bir konuma yerleştirmektir. Ana konunun tam ortada değil,
altın noktada yer aldığı fotoğraflar daha kolay algılanır ve
daha dinamik görünürler. Bunun için, fotoğrafı hayalinizde
eşit aralıklı iki yatay, iki de dikey çizgiyle kesin. Çizgilerin kesiştiği dört
ayrı noktanın herhangi birini altın nokta olarak kullanabilirsiniz.
Bu kural, özellikle boş bir alan içinde yer alan tek bir biçim,
örneğin açık denizde giden bir tekne, boş bir kumsalda yürüyen bir
insan gibi konular için geçerlidir. İki konu varsa, birbirinin çaprazında duran
iki altın noktaya yerleştirilebilir. Otomatik netlik ayarlı bir fotoğraf
makinesi kullanıyorsanız, ana konuyu merkezden uzaklaştırdığınızda netlik
ayarını kilitlemeyi unutmayın. Konuyu dikdörtgen çerçeveye yerleştirirken,
doğal çizgilerdende yararlanabilirsiniz. Özellikle fotoğrafı çaprazlama
kesen çizgiler bakışı sürükleyerek görüntünün içinde gezdirir.
Uzaklaşan tren rayları, kıvrılarak yükselen bir dağ yolu, gösteri
uçaklarının gökyüzünde çizdiği renkli çizgiler ilginç komposizyonlar
yaratır.