Fotoğraf Tavsiyeleri

7/6/2008 ·

Konuya Girişmek
 

 

 

Hedef belirleyip, deklanşöre bastığınızda mükemmel resim hazır – üç aşağı, beş yukarı! FinePix makineniz en uygun diyafram ve enstantane değerlerini, büyük bir hız ile hesaplayıp, üstünüzden büyük bir yükü almış olur. Ancak resim çerçevesinin belirlenmesi, kullanıcıya bağlıdır. Merceğin önüne ve sonradan, izleyicinin gözünün önüne ne geleceğine o karar verir. Olağandışı bir portre veya çok güzel bir manzaranın fotoğrafta, izleyicinin dikkatini çekebilmesi için, yaratıcılık ve beceri gerekir. İlginç resim tasarımları oluşturmak için, vizörün arkasındaki bakıcıya şu tavsiyeleri verebiliriz: Ana konu ile beraber her zaman arka plânı, çekim açısını ve ek yan-konuları göz önünde tutunuz.

Fotoğraf izleyicisinin gözünün hangi yönde seyir edeceği, önce neye bakacağı – resim tasarımı ve yapılandırılması ile yönlendirmek mümkündür. Yani deklanşöre basmadan önce fotoğrafın, kafamızda tasarlanması gerekir: 

● Çekim yeri olarak nereyi seçmeliyim? 

● Hangi çekim açısı ilginç olabilir? 

● Işık nereden geliyor; gölgeler nerede? 

 

 


 

Fujifilm’in geliştirdiği ek-objektifler yakınlaştırma faktörünü 1,5 kat arttırırlar

 

 

Bu tür düşüncelerin, esas konu ile beraber, genel tasarım içinde büyük etkinlikleri vardır.

 ● Örneğin: Arka plânda bulunan dağlar veya bir yapı, sahip oldukları çizgi ve şekiller ile, hareketlilik yaratır veya sükûnet yansıtırlar.

 ● Konuya ne kadar yaklaşırsanız, arka plân o kadar küçük görünür. Önce yakın ve uzak konular arasında, uygun büyüklük orantıları yaratmak için müsait bir yer seçiniz ve Zoom (yakınlaştırma) işlevi ve ek-objektifler (Tele-konverter) ile, çekeceğiniz kareyi oluşturunuz. 1,5 kat yakınlaştırma faktörü sayesinde ek-objektif, en ufak konuları bile, kareyi dolduracak şekilde yakınlaştırır.

 ● Portre çekimleri için, büyük odak-uzaklıklarını kullanınız; böylece arka plânı flulaştırarak, konunuzu vurgulayabilirsiniz

 

 


FinePixViewer ile istediğiniz kareyi seçmek çok kolay

 

 

Tecrübeli fotoğrafçılar bile sonradan, fotoğrafta, bazı rahatsız edici dallar veya binalar bulabilirler. Geleneksel kullanıcılar böyle bir durumda makasa sarılırken dijital kullanıcı, faresi ile istediği kesimi yapabilir. Avantaj: Kazaya uğrayan kesimlerde, fotoğrafı çöpe atmamız gerekmez. Bütün FinePix makinelerin yanında verilen FinePixViewer yazılımı, kesimleri çok kolaylaştırıyor. Fotoğrafı FinePixViewer’in içinde açıp, kesmek istediğiniz bölümü işaretleyiniz. Sonra “kesim” sembolüne tıklayıp, işlemi tamamlayınız. Esas fotoğrafı korumak için, yeni resmi farklı kayıt ediniz. 

FinePix makinelerin yüksek çekim kaliteleri sayesinde, kesip büyülttüğünüz resimleri, iyi kalitede, rahatça basabilirsiniz


Aralıklı Çekimler İle Zaman Yolculuğu


 







Eğer, bir kaplumbağa tavşanı sollarsa veya bir çiçek hızla büyürse, mutlaka dijital müdahele vardır. Bu tür zamanı hızlandıran çekimler, sadece dizi olarak çekilen tek fotoğraflar ile mümkündür. Basit bir yazılım bile bu fotoğrafları bir video-film hâline getirebilir, böylece – tabiiki biraz sabır gereklidir! – çocuğunuzun büyümesini veya bahçenizdeki mevsim değişimlerini içeren sunumlar yapabilirsiniz. Bastığınızda da bu tür bir dizi, her zaman ilgi çeker. Bir kaç beceri ile engeller ortadan kalkar.

 

Uzun sürecek çekimler için hazırlık olarak, yeterli miktarda kayıt kapasitesi ve makinenin elektriğe bağlı olması gerekmektedir; aksi hâlde çekim esnasında makine, birden kapanabilir.



 

 

İlk adım, konuyu mümkün olduğu kadar aynı ışık ortamında ve aynı çekim açısında düzenli aralıklar ile, çekmektir. Bu süreçte, örneğin değişen hava şartları (güneş, hareket eden bulutlar, yağmur, fırtına v.s.) çok ilginç görünümler yaratabilir. Kareler arasındaki süre ne kadar uzarsa çevreye, yani arka plânda ne olup bittiğine, dikkat etmek gerekir. Geçen arabalar, yürüyen yayalar veya değişen fon, konuya olan ilginin azalmasına yol açar. Her karede aynı açıyı yakalamak ise daha zordur; burada bir sehpa kullanmanız tavsiye edilir

 

Daha kısa süre aralıkları olan çekimlerde ise, her zaman FinePix makinenize güvenebilirsiniz. Bu makineler, Süper CCD  sayesinde, kötü hava şartlarında bile elden resim çekmenize olanak sağlıyorlar. Böylece istikrarlı bir çekim kalitesini kullanabilirsiniz.

 

 

Geri kalan işlemleri, “Bmp2Avi” gibi yazılımlar üstlenirler. “BMP” düzenlemesinde olan fotoğrafları alıp, bir filim hâline gelecek şekilde, yapıştırırlar. Resimlerin sıralamasını, isimleri belirler. Bir FinePix, resimleri çektiği anda DSCF0001.gif, DSCF0002.gif... olarak adlandırdığı için, sıralama karışmaz ve fotoğraflarınız doğru zamanlamada filme dönüştürülür.

FinePixViewer kullandığınızda, bir çok işlemi bir seferde yapabilirsiniz. Örneğin, USB kablo ile bilgisayara bağlı olan FinePix makineyi yönetebilir, çekimleri “Bilgi toplu-işlem” seçeneği vasıtası ile BMP dosyalarına dönüştürebilir ve neticeyi istediğiniz klasöre atabilirsiniz. “BMP2AVI” açıp, “Directory-yönetim” altında klasörün adını yazıp, “frame rate-gösterim hızı” belirlemeniz yeterlidir. Sayı olarak 5 verdiğinizde bu, saniyede 5 kare gösterilecek anlamına gelir. Yani klasörünüzde 20 kare varsa, 4 saniyelik bir video izleyeceksiniz demektir. Eserinizi müzik ile zenginleştirmek isterseniz, bunun için “WavFile” alanı hizmetinizdedir.

“Create-yarat” tuşu ile filmi, sıkıştırılmamış resimlerden, ürettiğinizde, kolayca FinePixViewer’de izleyebilirsiniz. Zaman yolculuğu başlayabilir!!!


Sürpriz Etkinlikler

 

Sıradan konuları, ilginç hâle getirmenin bir çok yöntemi vardır. Çekim açısı (perspektif) veya bilinçli pozlandırmanın yanısıra filtre ve ek merceklerin kullanımı da yaygındır. Görüneni değiştirmek için en özgün temsilciler geniş-açı, balık-gözü veya makro ek objektifleridir. Bunların haricinde, örn. UV ışığı engelleyen, belirli renkleri azaltan veya renk akışları işleyebilen filtreler kullanılır. Bu imkânları sıkça kullanan ilerlemiş fotoğrafçılar için bu tür, kıymetli ekipman yatırımları tavsiye edilir çünkü bu fotoğrafların kalitesinin yüksek olması arzu edilir. 

Çoğunlukla “normal” fotoğraflar çeken veya masraftan kaçınmak isteyen bir kullanıcı, bu tür ekipmanlar olmadan da, basit işlemler ile “profesyonel düzeyde” etkinlikler yaratabilir.  

Belirli etkinliklerle, sadece, konuların havasını belirginleştirmekle kalmayıp, izleyicide bazı duygu ve düşüncelerin uyanmasını sağlayabilirsiniz.

Çoğu zaman bir fotoğrafa bakılır, hangi konunun görüntülendiği algılanır ve bir kenara atılır; çünkü söz konusu olan, çabuk unutulan “normal” bir fotoğraftır.

 


 

Yumuşatılmış fotoğraflar

Kış manzaralarını, güzel portreleri veya bir bahçeyi yumuşak bir ışığa batırıp, hafif bulandırırsanız yani keskinliği azaltırsanız geleneksel “rûya etkisi” yaratmış olursunuz. Bu, en sık kullanılan fotoğraf tasarımlarının başında gelir ve meraklı amatörler için bir çok olanaklar içerir:  

Objektifin önünü ince örgülü bir çorap ile kapladığınızda, çektiğiniz resim yumuşar ve keskinliği azalır. Ayrıca, çorabın rengine göre, bir renklendirme oluşur. Yukardaki yaprak fotoğrafında, temiz ve şeffaf bir plastik parçası kullanıldı; tabiiki görsel parazitlerin oluşmaması için plastiğin yeteri kadar ince olmasına dikkat edildi. Plastik parça, hafif (üfleyerek) buharlandıktan sonra objektifin önüne tutuldu; bu sayede konu, biraz, sisin içinde kaldı. 

Bu tür etkinlikleri ek plastik veya cam parçaya (filtreye) sürülen vazelin, çok hafif püskürtülmüş su veya başka bulanık malzemeler ile de yapabilirsiniz. Üstelik bu etkinliği kısmi olarak da yapabilirsiniz; yani “ev yapımı” süzgeçler, gerçek filtrelerden daha kullanışlı olabiliyor.

 


 

Parlayan Işıklar

İkinci resim örneğimizde “yıldız etkinliği” hedeflendi; yani parlayan nesneler, yıldız şeklinde bir hâle oluşturur. Yukardaki noel ağacını çekmek için keskin bir bıçakla, yatay ve dikey, ince çiziklerin kazındığı bir cam kullanıldı. Işık, çiziklerde kırılarak belirli yönlere dağıtılır ve ek olarak, renk yelpazesinin bütün renklerine de bölünür. Bu deney, çeşitli şekillerde devam edebilir; daire şekilleri, çarpraz çizgiler veya kendi tasarımlarınız. Burada önemli olan fotoğrafın geniş bir kontrast içermesidir; en iyisi karanlık bir fon önünde parlayan konu. Kontrast ne kadar belirsiz olursa amaçlanan ışık etkinliği o kadar zayıf kalır. Bu tür etkinlikler daha çok gece veya karanlık mekân çekimleri için uygundur.

 


 

Çerçeve işlevinde şablonlar

Anlattığımız etkinler içinde yukardaki fotoğrafta görünen etkinlik, en kolay olanıdır. Fotoğrafçının bir parça koyu renk, ışık süzmeyen örneğe – en iyisi siyah karton – gereksinimi vardır. Karton istenilen şekilde kesilip, çekim esnasında objektifin önüne tutulur. Örnek fotoğrafımızda keskin olmayan kenarlar oluşmuş, yani bir dürbünün içinden alınmış bir görüntü süsü, başarı ile verilmiş. Bu yöntem ile, 100 sene önce de sevilen çerçeve şekilleri, güncel olabilir; oval çerçeveli portreler veya dikdörtgen şeklinde, izleyiciyi yönlendiren çerçeveler ilginçliğini korumaktadır. Biraz deneyim kazanmak bu işlemler için faydalıdır, çünkü sonradan fotoğrafta görünecek çerçevenin keskinliğine göre, kesim yapılması gerekir. Çerçeve, objektiften ne kadar uzak olursa o kadar netleşir ve tam tersine. Ne kadar yakın ve flu olursa, o kadar küçük olması gerekir aksi hâlde fotoğrafımızda görünmesi, zorlaşır.

Meraklı resim işlemciler bu etkinlikleri bilgisayar ortamında taklit edebilirler. Ancak, el emeği ile başarılı bir şekilde etkilendirilmiş bir fotoğrafın, azımsanmayacak derecede fotoğrafçılık sanatı ile yakınlığı vardır; dijital işlemler hakkında bu tespit, zordur. Aşırı zahmetli tasarımlar veya ayırımlar olmadığı sürece, el ile yapılan etkinlikler çok daha zevklidir. 

Hayâl gücünüze sınır koyulmaz ancak bir şeye çok dikkat etmeniz gerekir: FinePix makinenize! Objektif üzerinde bulunan çizikler veya vazelin izleri, her fotoğrafta hoş görünmeyebilir!!!

Tavsiye: Ek mercek olarak, CD kaplarının şeffaf tarafları çok uygundur. Bunlar, rahatsız edici görsel parazitler yapmayacak kadar ince olup kolaylıkla çizilmeleri mümkündür. Yani “parlayan ışık” etkinliği rahatlıkla yapılabilir.


Akıllıca Işıklandırmak
 

Fotoğrafçı ışıksız kaldığında kendini, susuz kalmış balık gibi hisseder; güneş kayıp olduğunda flaş, bu boşluğu doldurmak zorundadır. Ancak flaş, sadece bir ilkyardım ışığı değildir.

FinePix makinelerin dahili flaşları, kırmızı-göz etkinliğinde veya gölgelenen bir yüzü aydınlatmada güzel çözümler sunarlar. Ancak makineye bağlanan bir ek flaş, bilinçli ışık kullanımını mümkün kılarak fotoğraf tasarımını özgürleştirir.

Avantajlar çok büyüktür

 

Işık yönetimi artık, makineden çıkan düz ışığa bağımlı değildir.

● Flaş menzili katlanarak, artar. Bazı makinelerde dahili flaş ile beraber kullanılabilir.

● Portre çekimlerinde, dolaylı ışık ile ve gölgesiz pozlandırma yapılabilir.

● Bir ön flaş, kırmızı gözleri azaltır. Ek flaş ile bu olgu tamamen ortadan kalkar.

    Flaş – objektif arasındaki mesafe arttığı için, göz tabakasında bulunan damarlar

    ışığı direk olarak yansıtmazlar.

● Örneğin, kırmızımsı ampûller bulunan bir ortamda patlatılan flaş, genel ışığı maviye

    doğru kaydırır (flaş, gün ortası ışığının, ısı derecesine sahiptir). Böylece netice, 

    daha hesaplanır Hâle gelir.

FinePix makinelerde, ek flaşın doğru kullanımını aşağıda anlatacağız:

 


Her tarafından ışık fışkıran bir kaynak

Ek flaşı, değişik şekillerde makineye bağlayabilirsiniz. En kolay yöntem flaşı, flaş ayağına takmaktır (örn.: FinePix S7000 veya FinePix S20 PRO). Çekim seçenekleri listesinde “External Flash – On (harici flaş – açık)” açtığınızda sadece ek flaş devreye girer, dahili flaş kapalıdır.  

Ek flaşları, bağımlı (slave) flaş yöntemi ile, bütün FinePix makinelerde kullanmak mümkündür. Bu yöntemde flaş fiziksel temas ile değil, dahili flaş tarafından patlatılır. Makine gövdesindeki flaş patladığı anda, ışığa duyarlı bir hücre (fotosel) ile donanmış olan ek flaş, devreye girmesi için ötelenir. Böylece ek flaşı istediğimiz yerde ve pozisyonda, makine gövdesine bağımlı olmadan kullanabiliriz. Birisinin eline tutuşturabilir, kulisin aydınlanması için bir sehpanın üstüne koyabilir veya tavana bile asabiliriz.

 

Diğer bir seçenek olarak, bir flaş kızağı kullanabiliriz. Uzun kızak sayesinde fotoğrafçı, aydınlatma çapını arttırır ve çekim sahnesinin ışıklandırılması hakkında yaratıcılığını konuşturabilir. Burada da flaş, normalde, ışığa duyarlı hücre vasıtası ile patlatılır. Bu tür kullanımda (kırmızı göz önleyici) ön-flaşın devreye alınmaması gerekir, çünkü ön flaş patladığında, ek flaş da patlar ve esas çekim için hazır olmaz.

 

FinePix S3 PRO gibi üst-teknoloji cihazları flaşı, bir eşzaman (senkron) kablosu üzerinden veya flaş ayağına bağlanabilen bir ara kablo vasıtası ile de yönetebilirler.

Bu sâyede flaşı, bağımsızca yönlendirebiliriz; yani dahili flaş devre dışı bırakılır ve zorunlu öne yönlendirme ortadan kalkar. 

Hangi diyafram değeri doğrudur?

Otomatik işlev olmadığında, beyin ve el gücü devreye girerler. Rehber sayı vasıtası ile, konunun uzaklığını da hesaba katarak, doğru diyafram değerini hesaplayabiliriz. Bu “rehber sayı” değeri flaşın, ISO 100 duyarlılıkta bir film kullanıldığında, ne kadar ışık verdiğinin başarım göstergesidir. Yani rehber sayı ne kadar yüksek olursa, flaş menzili o kadar artar.

Diyafram değeri = Rehber sayısı : Mesafe

Konu ne kadar uzakta olursa, diyaframın o kadar açık olması gerekir.

Örn.: Rehber sayısı 34 olan bir flaşımız var ve konumuz 10m ilerde. Doğru diyafram değerimizin 3,4 olması gerekir.

Ancak flaşların çoğunun arkasında hazırlanmış diyafram cetvelleri vardır ve bizi sürekli hesap yapmaktan kurtarırlar. 

Eşzaman (senkron) ile doğru zamanlama

Başarılı flaş kullanımının sihirli kelimesi “eşzaman”dır. Bu süre içinde, flaş patladığında perdenin tamamen açılması gereklidir. Bunun mümkün olduğu en kısa süreyi, eşzaman (senkron) olarak adlandırıyoruz. Geleneksel işleyen akrabalarının aksine dijital makineler, çok hızlı enstantaneleri de eşzaman olarak kullanabilirler. Bu konuda sorunlar olması, obdüratörlerin yapısı ile ilişkilidir.

Normal bir SLR makineden söz edersek bunların perde obdüratörleri vardır; örneğin FinePix S1 ve S2 PRO. Bu obdüratör türü iki perdeye sahiptir. Deklanşöre basıldığında ilk perde açılır ve ışık girer, süre (enstantane) dolduğunda ikinci perde kapanır ve ışığın geçmesini engeller. Flaşın ışık vermesi, perdenin açık olduğu süre tamamlanmadan, biterse (eşzaman uyumsuzluğu) fotoğrafta dengesiz pozlandırmadan kaynaklanan şeritler oluşur. Enstantane (perdenin açıklık süresi) için bir alt sınır vardır. Normal bir makinede CCD, belirli bir süre sonra kapatılır; yani en kötü durumda flaş ışığı geç kalmış olur.

 



Geniş mekânlarda flaş kullanımı

Bazen, bütün konular objektife aynı mesafede olmazlar; bu durumda yukarda belirttiğimiz hesaplama yöntemi doğru netice vermez. Düğün fotoğrafı için pozlandırmayı önde duran geline göre mi, ortada bulunan kayınvalideye göre mi yoksa masanın diğer ucunda oturan misafirlere göre mi ayarlamak gerekir?

Çözüm: Eşzaman uzatılarak, mevcut ışığı da kullanmak gerekir. Ön plan flaş ile aydınlatılırken arka planda var olan gün ışığı veya suni ışığın aydınlığı da, çekime dahil edilir. Normal hesaplanan enstantane süresinde bu ışık kaynakları ciddiye alınmaz, uzatılmış bir enstantane süresinde ise, hiç değilse kısmi olarak dahil edilir.

Birbiri ile dengelememiz gereken iki faktör var: Özgün diyafram ve enstantane değerleri ile gün ışığı ve flaş ışığı.

Fotoğrafımızı flaşsız çekseydik, büyük bir diyafram açıklığına ve uzun bir enstantaneye ihtiyacımız olurdu; çünkü ortamdaki doğal ışığı yansıtmak isterdik. Gerçekçi değerler olarak 2,8 diyafram ve ½  saniye enstantane kullanırdık; ancak  fotoğrafımız kesinlikle sallanmış olurdu. Doğru ayarlanmış bir otomatik flaş ile 5,6 diyafram ve 1/250 saniye enstantane değerlerinde çekim yapabiliriz; ancak mevcut ışık kaynaklarından hiçbir şekilde faydalanmamış olurduk.

 

Yapacağımız işlem şöyle: yukarda söz ettiğimiz enstantaneyi kullanıp filme, artık-ışığı yakalayabilmesi için, daha fazla zaman tanımak gerekir. Yani 5,6 diyafram ve 1/15 enstantane, gerçekçi değerler olabilir. Üstünde flaş patlayan gelin aydınlık ve keskin olur ve en uzakta oturan misafirler ise, o kadar karanlık görünmezler yani genel olarak aşırı ışık farkları, yumuşatılmış olur.


Yapay Güneşler
 


Güneşiz bir fotoğrafçı, susuz çiçeğe benzer. Doğadan bağımsızlaşmak isterseniz, bir ışıklandırma sistemi fotoğraflarınız için âb-ı hayat anlamına gelir. Tabiiki böyle bir sistem pek ucuz değildir ancak hesaplı ve buna rağmen işlevsel bir çözüm isterseniz, buyurunuz!

 

Basit florasan lâmbalar ile, ışıkların efendisi olabilirsiniz. Böylece, gölgesiz portre çekimleri yapabilir ve konularınızı beceri ile ışıklandırabilirsiniz. Ancak fotoğrafınızın, neon ışıklarının şüpheli güzelliğine boğulmaması için, doğru seçim yapmanız gerekir.

 

 

Doğru yapılmış bir beyaz ayarı makinenin, boş bir dosya kağıdını nasıl göstereceğini belirleyebilir. Ancak şüpheli durumlarda, doğal ışık yelpazesi tercih edilmelidir. Sihirli kelime “renk ısısı”dır. Bu adlandırma, ölçüm sisteminden kaynaklanır. Bunun için içi boş, ışığı yansıtmayan, siyah bir metal küre alınır. Isıtıldığında önce kızarır, sonra turunculaşır ve en son beyazlaşır. Isı Kelvin ile ölçüldüğünden bu birim, renk içeriği gibi sübjektif bir olay için sabit bir değer oluşturur. Örneğin yapay ışığın renk ısısı yakl. 2000 ile 6000 Kelvin arasındadır, güneş ışığı 6000 Kelvin ve üstüdür. Dağlarda bu sayı 16000 Kelvine kadar çıkabilir.

 

 

 

Sıcak veya soğuk ışık gibi, belirsiz verilere muhtaç kalmamak için bazı şifreler geliştirilmiştir. Bir lâmbanın üstünde şöyle bir şifre olabilir: L 18 W / 12 – 950.

L harfinin anlamı florasan’dır. 18 W, 18 Watt anlamına gelir. 9 sayısı, RA adında renk-gösterim cetveli değeridir. Bu cetvel 0 ile 100 arasındaki basamaklar ile renklerin ne kadar iyi verildiğini gösterir. Bu değeri bulmak için, söz konusu olan ışık kaynağı ile standardize edilmiş renk yelpazesi, aydınlatılır. Gerçek renklere ne kadar yaklaşılırsa, RA-değeri o kadar iyi olur. Şifremizde 0 sayısı tasarruf edilmiş, yani elimizdeki değer, gerçekte, 90; fena değil! Şifremizdeki 12 sayısı ise, RA değeri ile aynı anlamı ifade eder; bu eski bir ölçüm sistemidir ve sadece geleneksel nedenlerden yazılmıştır. 50 sayısı ise 5000 kelvin anlamına gelir.

Bunun haricinde, florasanın Hertz (titreşim) frekansı da önemlidir. 100 Hertz düzeyinde olan bir florasan, saniyede sadece 100 defa patlar. Bu olay sadece gözü yormakla kalmaz, aynı zamanda hızlı enstantenelerde de sorun yaratır. En iyisini uygulamak isterseniz, florasanın performansını 30000 Hertz’e çıkaran bir cihaz kullanabilirsiniz.

Yazılım aracılığı ile siyah / beyaz resimler
 


 

Geleneksel fotoğraf makinesi kullananlar, siyah/beyaz veya renkli film kullanacaklarına önceden karar vermeleri gerekir. Bu konuda dijital fotoğrafçıların işi çok kolaydır. Bazı dijital fotoğraf makinelerinde özel bir siyah/beyaz çekim işlevi vardır. Bu işlevde resimler, gri yelpazede çekilir. Ancak renk bilgilerini, dijital karanlık odada kaldırmak, bize hem daha kolay hem de daha akıllıca geliyor. Bilinçli olarak ve estetik açıdan güzel göründüğünde, siyah/beyaza karar vermek daha doğru olsa gerek. Özellikle, bir çok yazılımın sunduğu tasarım imkânlarını geleneksel fotoğrafçıların, rûyalarında bile zor görebildiği bir ortamda.

 

 

Fotoğrafın en kolay çevirimi, RGB-fotoğrafı gri yelpaze düzenlemesine dönüştürmektir. Bu yöntem, siyah/beyaz resimlere ulaşmak için en hızlı yöntem olmasına rağmen, müdahele imkânlarımız yoktur. Adobe Photoshop gibi yazılımların sunduğu bir işlev, çok daha kullanışlıdır. Buradaki “renk kanal karıştırıcı” işlevinde ayar kutusu vasıtası ile, gri yelpaze düzenlemesindeki fotoğraf için gerekli olan, kırmızı, yeşil ve mavi renk kanallarının aydınlık orantılarını belirleyebilirsiniz. Böylece çok yumuşak çeviriler elde edebilir veya sert kontrastlı resimler üretebilirsiniz.

Fazla zahmete girmek istemeyenler, internet’ten ücretsiz olarak indirilebilen “BWorks” yazılımı ile bir çok etkinlik yaratabilirler

 

 

Siyah/beyaza dönüşüm, mecburi olarak gri renklere boğulmak anlamına gelmez. Photoshop ve Bworks yazılımlarını kullanarak, fotoğrafınıza renklendirilmiş bir siyah/beyaz havası verip, yıllanmış fotoğraflara özgün olan sepya (bakırımsı) görüntüye büründürebilirsiniz. Yukardaki resimler bu imkânların bazılarını gösteriyor.  

  1. Renkli, esas fotoğraf.

  2. Adobe Photoshop vasıtası ile basit bir gri yelpaze dönüşümünden sonra.

  3. “Renk kanal karıştırıcı” ile yumuşatılmış renk basamakları.

  4. “Renk doyumu” aracı ile fotoğraf, monokrom (tek renk) renklere dönüştürülür.

  5. BWorks yazılımı sepya etkinlik yapar, veya...

  6. ...kontrast zenginliği olan bir siyah/beyaz çizime dönüştürür.


Arka planın kasıtlı olarak flulaştırılması
 



Bir fotoğrafın arka planı kasıtlı olarak flu kalırsa, resimde derinlik oluşur ve üç boyutlu bir görüntü elde edilir.

 

Portre veya ürün çekimlerinde güdülen amaç, izleyicinin dikkatini ana konuya çekmektir. Acemiler bunu, konuyu resmin ortasına yerleştirerek yaparlar ve çok sıkıcı fotoğraflar elde ederler. Daha modern bir tasarım yapılacaksa yerleştirme daha yaratıcı olabilir ancak fotoğrafçı, izleyicinin dikkatini, değişik yöntemler kullanarak, çektiği kişiye veya konuya yönlendirmek zorundadır. Bunun en iyi yöntemlerinden biri, arka planın flulaştırılması dır. Böylece insan gözünün alışkanlıklarından faydalanabiliriz: Bir insana baktığımızda, gözlerimiz ile ona odaklanırız ve çevrenin flu olmasını kabûlleniriz çünkü almak istediğimiz ana bilgi için, çevre bilgileri önemsiz kalır.

 

Bütün bunlar, ürün çekimlerinde de çok güzel etkiler yaparlar ve yukarda görüldüğü gibi fotoğraflar üç boyutlu bir etkinlik kazanırlar.

 


 

 Netlik derinliği, diyafram ayarına ve odak mesafesine bağlıdır.  FinePix F601 gibi makineler, portre işlevinde büyük diyafram seçerek çekilen kişinin arkasının, flu olmasını sağlarlar.
 

Arka planın flu olmasını nasıl sağlayabilirim?

Bu konunun merkezi “netlik derinliği”dir. Netlik derinliği fotoğrafın, hangi menzil içinde keskin olacağını belirler. Netlik derinliği doğrudan, makinede ayarlanmaz; objektifin odak uzaklığına ve ayarlanan diyafram değerine bağlıdır. Odak uzaklığı ne kadar uzun olursa – yani ne kadar tele menziline girilirse – netlik derinliği o kadar kısalır. Buna ek olarak netlik derinliği, diyafram açıldıkça, azalır (Dikkat: Büyük diyafram açıklığı, küçük bir değer ile ifade edilir; yani f4,5 ayarındaki açıklık, f22 değerindeki açıklıktan çok daha büyüktür).

Portre fotoğrafçılığı için en uygun işlem, bir tele objektif kullanarak diyaframı mümkün olduğu kadar açmak. Bazı makinelerin portre işlevleri vardır (bkz. yukarıdaki F601 Zoom’un ayar görüntüleri) ve bu otomatik işlev mümkün olduğu kadar büyük diyafram kullanarak uygun enstantaneyi seçer. Üstelik bir de yüksek odak uzaklığı ayarlanırsa, arka plan bulanıklık içinde kayıp olur.



Bir resim işlem yazılımında arka plan, “Gaus yumuşatıcısı” ile  flulaştırılır. Bunu yapabilmek için önce, özenle sınırlama yapılması gerekir. (örnek: Adobe Photoshop)
 

Çekimde yapılamayan flulaştırma, resim işlem yazılımları ile mümkündür. Ancak bu işlem, konuya göre, çok karmaşık ve zahmetli olabilir. İşlemci önce, ön ve arka planı el ile ayırması gerekir, yoksa yazılım hangi bölümleri flulaştıracağını bilemez. Ayırım, “kement” veya “sihirli çubuk“ gibi “sınırlama” araçları ile yapılır. Örnek fotoğrafımızda ağacın dalları, büyük bir duyarlılık ile sınırlandı – hattâ bazı, tek piksellerin (noktalar) bile belirlenmesi gerekiyordu. Sınırlandırma sayesinde istediğimiz işlem, sadece belirlediğimiz alanda yapılır. Arka plan belirlendikten sonra “Gaus yumuşatıcı” filtresi devreye girer; bu filtre bütün iyi yazılımlarda vardır. Böylece ağacın arkasındaki ev sırasının flulaştırılması, gerçekleşir.


Altın makas resim yapılandırılması için tavsiyeler
 




Mimar Sinan’ın yaptığı bir caminin, uçan bir balonun fotoğrafı ile ne alâkası olabilir? Bu sorunun cevabı eski çağlardan beri bilinen bir tasarım kuralıdır: “Altın Makas”

 

Sadece deklanşöre basmakla yetinmeyip, fotoğraflarımızın bilinçli bir tasarım ürünü olmalarını istiyorsak, resim yapılandırması konusunu işlememiz gerekir. Netlik veya renk kalitesi gibi teknik içeriklerden bağımsız olarak konunun kesimi, ön ve arka planların tasarımı ve bunun gibi konular, bir fotoğrafın beğeni kazanmasında önemli olurlar. Burada en önemli rol, resim ögeleri düzenlemesine düşmektedir.

Bir örnek: Günbatımı fotoğrafı, tatil resimlerinin vazgeçilmez konusudur ve yapılandırması şu şekilde olur: Ufuk, fotoğrafı yatay olarak ikiye böler ve bunun üstünde gene ortalanmış olarak, merkez yıldızımızın kor-kırmızı küre hâlinde görünümü yer alır. Bu tür fotoğraflar, kişisel anılar için değerli olmakla beraber, başka izleyiciler üzerinde sıkıcı ve önemsiz bir etki yapar.

Ufuk çizgisini ve güneşi ortadan alıp, ufuk çizgisini karenin, alttan 1/3 bölümü hizasında ve güneşi sağ veya soldan  1/3 hizasında görüntülersek, bambaşka bir fotoğraf elde etmiş oluruz. Pekâlâ, aynı konuyu işlediğimiz hâlde, bu fotoğraf neden daha uyumlu ve ilginç geliyor?



 

“Altın makas”ın kesim kuralı şöyledir:

Kısa çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin uzun çizgiye orantısı, uzun çizginin genel uzunluğa orantısı ile aynıdır.

Bu resim yapısında, “altın makas” kesiminden söz ediyoruz. İstediğiniz sayıda insana, bir çizgiyi/şeridi – ortadan olmamak şartı ile – bölmelerini söylerseniz

çoğunluk, 70:30 orantıda bölmeler yapar. Çizgi otomatik olarak iki parçaya bölünür ve bu bölümlerden küçüğünün, büyüğüne olan orantısı, büyük bölümün toplam uzunluğa olan orantısı ile, aynıdır. Konunun daha belirgin anlatımı için bkz. üstteki çizelge.

Altın makas kuralı sadece çizgiler için geçerli değildir, alanlar da aynı orantılarda bölünebilir. Bu yöntem antik çağlardan beri bilinmekte ve “evrensel yapılandırma yöntemi” olarak, mimaride ve resim yapımında kullanılmakta. Bunların en önemli örneklerini antik çağlardaki tapınakların yanısıra, Mimar Sinan’ın eserlerinde de görebiliriz. Özellikle rönesans çağında “altın makas” yöntemi, tasarımlarda çok kullanılmış ve bu çağda “uyumlu bölme” adını almıştır.

Pekâlâ bu bölünme, neden uyumlu olarak algılanır?

Bunun nedenlerinden bir tanesi, doğada da – insanın vücût yapısı dahil – bu bölünme oranlarının varolmasıdır.




Yukarda, “altın makas” kuralına göre tasarlanmış bir resim yapılandırma örneği verilmiştir: Balon, tam bölme çizgilerinin üstünde; güneş biraz sağa kaymış, ancak o da yatay bölme çizgisinin üstünde.

Bir örnek, “altın makas” kuralının fotoğrafçılıktaki kullanımı hakkında, anlaşım kolaylığı sağlar. Konumuz: Batan güneşin önünde bir balon. Fotoğrafçı, iki nesneyi de “altın makas” kuralının bölmelerine göre ayarlamış. Balon tam olarak, üst ve sol bölmelerin kesiştiği yerde bulunmakta; güneş ise biraz sağa kaymış olmakla beraber, alt çizginin üstünde bulunuyor.

“Altın makas” olgusunu oluşturan temel düşünce, kolay öğrenilir. Birkaç çekimden sonra fotoğrafın merkezi konularını (insanlar, yapılar), 70:30 bölme orantısı oluşturacak şekilde resim çerçevesi seçerek, fon önüne yerleştiririz.

Buna rağmen: fotoğrafımızı, her zaman “altın makas” kuralına göre yapılandıracak değiliz. Modern fotoğrafçılık, geleneksel kuralların dışına çıkmayı seviyor ve bu şekilde başarılı olabiliyor. Kasten kuralları yıkarak, sürprizler ve şaşkınlık uyandıran çekimler yaratabiliyor. Kısaca; “Altın makas” kuralı, heyecan yaratan fotoğraflar çekmek için tek yöntem değildir ancak, temel kuralları bilenler “iyi” fotoğrafı anlamakta ve tanımakta zorlanmazlar.


Exif verileri kayıp olursa, ne yapabiliriz ?
 


Resim işleminden sonra, hiçbir şey göremiyoruz...!
 

Dijital fotoğraf makinesi ile, evinizdeki sinemayı zenginleştirebilirsiniz. Makineyi televizyona bağlayıp fotoğraflarınızı, büyük ekranda, her zaman ve her yerde izleyebilirsiniz. Çünkü televizyon her yerde mevcut ve makinemiz, uygun çıkışa sahip. Bir ihtimâl, fotoğraflarımızı bilgisayara aktarıp, düzeltip, tekrar hafıza kartımıza kayıt etmiş olabiliriz. Netice: ekran karanlık kalır, çünkü makine resimleri okumamak için elinden geleni yapmaktadır. Bunun nedeni, klasör isminin değiştirilmiş olmasıdır. Fotoğraf makinesinin kendine özgün kuralları vardır ve kendi adlandırmasını kullanmak ister.

Diğer bir neden ise resim-dosyalarının isimlerinin değiştirilmiş olmasıdır. Bu konuda da birçok makine, özgün adlandırmasını kullanmak ister. Genelde, sadece sayılandırmayı değiştirmek mümkündür.

Bu işlem sırasında EXIF verileri de, silinir. Bu bilgiler genelde JPEG dosyalarına iliştirilmiş olup, kullanılmış olan diyafram değeri, çekim günü v.s. gibi bilgiler verirler. Bunlar eksik olduğunda makine, greve gidebilir. Örneğin Adobe Photoshop 6.0 verilere dokunmaz ancak bu veriler, değiştirilmiş resim'e aktarılmaz. Yani, hem makinede üretilmiş olan minyatür (küçük, ön izlenim resimi), hem de EXIF-verileri el değmemiş hâlde dururlar. Tabii ki, değiştirilmiş olan resmin bu değerlere uyması mümkün değildir. Bu olay, makinenin aklını karıştırır.

Bu sorun, televizyona bağlanmadan önce makinenin ekranında ortaya çıkar. Kızılacak bir durum; oysa işlenmiş resimleri de her yerde gösterebilmek, çok güzel olurdu.




   Bu görüntü “Photo studio” yazılımından alındı. Veriler muhafaza ediliyor.
 

Bu sorun için de, çözüm araçları vardır. Ücretsiz “Photo studio” yazılımında, kısıtlı işlem (çevirmek, döndürmek gibi) olanakları ile beraber EXIF-verilerini yeniden yazdırma özelliği vardır. Bu şekilde makineye, retuşlanmış bir resim, işlenmemiş orjinal resim diye yutturulur. Gerçekten bu şekilde netice alınıyor ve birçok inatçı makine, uyumlu tavırlar alıyorlar.  

“Photo studio” yazılımını, Internet vasıtası ile ücretsiz olarak www.stuffware.co.uk/ adresinden yükleyebilirsiniz. EXIF-bilgilerini silip, yedekleyip, tekrar açmak isterseniz www.friedmann-schmidt.com/softwre/exifer/ sitesindeki “Exifer” yazılımını kullanabilirsiniz.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »