Fotoğraf
7/6/2008 ·
Fotografın tanımı, belgesel fotografın tanımı ile içice geçmiş durumda.. Tabii eğer teknik tanımlar yapmıyorsanız.
İcadı 1839 yılında açıklanan fotografın ilk örnekleri bu güne ulaşan
değerli birer belge niteliği taşıyor. O günün yaşamını, bakışını
aktaran değerli ve önemli belgeler.
Bu günün fotografları yarına birer belge olarak kalmayacak mı?. Her
fotograf, “özelden genele” yayılan büyük bir yelpaze içinde önem
taşıyor. Ölmüş bir yakınınızın fotografı sizin için özel ve önemliyken,
bir başkası tarafından sıradan ve önemsiz sayılabilmektedir.
Fotografı “belge” olmaktan çıkaran ve insanların tepkisiz kalamayacağı
birer “uyarıcı” haline getiren şey, onu çeken kişinin kattığı yaşam
yorumudur. Yaşamı yorumlamaktan kasıt, onu olduğunun dışında bir
yerlere götürmek değil, yaşamın içinde diğer insanların göremediği o
ayrıntıları (bir daha yaşanması olanaksız olan o an'ı..)
sonsuzlaştırmaktır.
Sonsuzluk ise, insanın yüzyıllardır peşinden koştuğu “ölümsüzlüğe” denk
düşen bir istektir. Fotografı çeken kişinin adıyla, onun gözü ve onun
bakışıyla baktığı kişinin /kişilerin ya da olayların
ölümsüzleştirilmesidir sonsuzluk. Fotografa konu olan da
ölümsüzleşmiştir, fotografı çeken de.. Ama aslan payı her zaman
fotografa konu olanındır.
Değişik ortamlarda ve değişik amaçlarla kullanılan kameranın toplumsal
bir olaya ilk çevrilmesi David Octavius Hill ve Robert Adamson'un 1845
yılında Newheaven isimli küçük bir İskoç balıkçı köyünde çektiği
fotograflarla olmuştur. Amaçları, balıkçılara daha iyi tekne ve donanım
sağlamak ve böylece açık denizlerdeki güvenliklerini sağlamak amacıyla
para sağlamaktı.
Aynı yıllarda İngiliz John Thompson “Londra'da Yaşam” adlı dizi
fotograflarıyla şehrin yoksullarına dikkat çekmeye çalışıyordu. ABD'de
Edward Curtis ve Adam Clark Vroman, Amerikan Kızılderililerinin vahşi
imgelerini, soylu, medeni insan imgesine dönüştürmeye çalışıyorlardı.
19. yüzyılın sonlarında Levis Hine, objektifini köle gibi çalışan
çocuklara çevirdi. Kötü ve çoğu kez tehlikeli işyerlerinde çocuk
emeğinin denetimsiz sömürüsü, kalabalığın getirdiği hastalık ve ölümler
bu çocuklar için bir şeylerin yapılması gerektiğini gösteriyordu.
Yapıldı da.
Belgesel fotografla koyun koyuna gelişen bir diğer çalışma biçimi ise
fotomuhabirlikti. Bu anlamda yapılan ilk ciddi çalışma ise Roger
Fenton'a aittir. Fenton 1855 yılında, Kırım Savaşını fotograflamak
üzere bir basın kuruluşu tarafından cepheye gönderildi. Ancak
Fenton'dan istenen şey savaşın gerçek yüzü değil, çocuklarını savaşa
gönderen ailelerin beklediği sağlık ve mutluluk fotograflarıydı.. Doğal
olarak sonuçlar savaşı bir piknik olarak gösteriyordu.. Aynı yıllarda
Londra'da yayımlanan 'Times" dergisi Fenton'un fotograflarıyla ilgili
olarak şu saptamayı yapıyordu: “Modern orduları izleyen fotografçı,
savaş sırasında meydana gelen natürmortluk atmosferi ve ordunun
dinlenme durumunu kaydetmekten başka bir şey yapamıyor.”
Romantik savaş ressamlarının alışılagelmiş fantazilerine düşkün kamuoyu için, bu fotograflar sıkıcı ve ilginçlikten yoksundu.
Mathew Brady ise, savaşın çirkin yüzünü, yaralı ve ölmüş askerleri ve
cephe gerisini fotograflayarak yakaladı. Amerikan İç Savaşı'nın bu
unutulmaz görüntüleri ilk önce Brady tarafından saptandı.
Tüm bunların ışığında ortaya çıkan gerçek, fotografın asıl etkileme gücünün sosyal belgeci fotografla ortaya çıkmasıdır.
Belgesel fotografçılık en geniş anlamda konusunu yaşamsal gerçeklikten
alan, insanları ve çevresini kaydetmeyi, betimlemeyi amaçlayan
fotografın en etkin dallarından biridir. Fotografik gerçekliğe değişik
biçimlerde yaklaşmak mümkündür. Bir açı değişikliği, farklı bir
çerçeveleme, görüntünün belli kısımlarının özellikle vurgulanması, ışık
seçimi, bir takım şeylerin kare dışında bırakılması veya en az düzeyde
verilmesi, görsel anlatımı büyük ölçüde etkiler. Bu anlamda fotografı
çeken kişi belgelemenin niteliğini belirleyen en önemli öğedir.
Belgesel fotograf bir kitle iletişim aracındaki fotograf kadar genel
veya sevdiğimiz birinin fotografı kadar özel olabilir. Gelişi güzel
çekilmiş iyi bir belgesel fotograf, bir “an” fotografından daha az göze
çarpabilir. Fakat dikkatli bir incelemeyle, belgesel fotografın kişinin
yaşantısını canlandırdığı kadar, psikolojik ve duygusal yönlerinin de
zengin olduğu görülür.
Yaşamı sorgulayan, içindeki çarpık ve bozuk yanlara insanların
dikkatini çekmeye çalışan belgesel fotograf, pek çok başarıya ulaşmış
ve “daha iyi bir yaşam” anlayışının öncüsü olmuştur.
Fotografın yalan söylediği düşüncesi, bu icadın tüm dünyaya
yayılması ile beraber başlamıştır. Evet, fotograf yalan söyleyebilir,
ama önemli olan fotografçının yalan söylememesidir. Belgesel fotograf
alanında çalışan bir kişinin söylediği yalan bütün bir topluma ve
çalıştığı konuya mal edilir. Güvenilirlik yara alır ve amaçların
uzağına düşülür. Artık o fotografçının hiç bir çalışması güven
uyandırmaz.
Fotografçı, eğer yaşamı fotograflıyorsa kendi gördüğü ayrıntıyı,
önemliyi başkalarına aktarırken dürüst olmalıdır. Örneğin H. Cartier
Bresson tüm yaşamı boyunca hedeflemiştir bunu.. Çektiği fotografı,
herhangi bir müdahelede bulunmadan, olduğu gibi basar ve kullanır. Tüm
sıcaklığı ile yaşam deklanşörden objektife, oradan da film üzerine
yansır. Film, duyarlı bir yüzey ama duyarsız bir yansıtıcı
konumundadır. Film, ışığa duyarlı hücreleriyle görüntüyü saptarken,
yaşama duyarsızlaşır, olduğu gibi kaydeder onu. Duyarlı olması
gerekenin fotografçı olduğunu bilerek.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır